Öyle bir yer düşünün ki; yer, gök mavi olsun. Hikayesi sıra dışı, sahnesi ihtişamlı, başrolünde ise müzik olsun! Füssen’den bahsediyorum… En sevdiğimiz masallara ilham olan şatolarıyla harika bir hikayenin gerçeğe dönüştüğü, renkli mi renkli bir Bavyera güzelliğinden…

Alplerin gölgesinde...

Alplerin gölgesinde…

Almanya’nın Romantik Yol güzergahındaki şehirlerin hepsi birbirinden renkli… Ancak yine de bir sıralama yapmam gerekirse Rothenburg’dan sonra beni en çok etkileyen yer Füssen oldu diyebilirim. Disney filmlerine ilham olan şatoları, o şatoların ününe ün katan hikayeleri, uçsuz bucaksız yeşilliklerin gölgesini düşürdüğü gölleri ve gerçek dünyayı bir süreliğine arkanızda bırakacağınız patikalarıyla burası gerçek bir masallar ülkesi adeta…

Fussen'in en güzel renkleri...

Fussen’in en güzel renkleri…

Deli Kralın En Güzel Rüyası: Neuschwanstein Şatosu

Füssen’i bu kadar sevmemin tek sebebi, çiçek pencereli evleri değil elbet! Alpler’in eteklerini süsleyen gölleri, sakin bir havayı ağırlayan taş sokakları ya da bir akşamüstü aniden bastıran yağmurla birlikte gelen o muhteşem kokusu da değil. Füssen’i bu kadar sevmemin sebebi tabii ki “Deli Kral” olarak ünlenen 2. Ludwig’in, Disney’in ünlü hikayesi Uyuyan Güzel’e ilham olan enfes şatosu…

Asma köprü üzerinden Neuschwanstein Şatosu...

Asma köprü üzerinden Neuschwanstein Şatosu…

Füssen’in yeşil kasabası Hohenschwangau’da dik bir yamaca kurulu Neuschwanstein Şatosu, 19. yüzyılda ünlü Alman Kralı 2. Maximillian’ın oğlu Kral 2. Ludwig tarafından yaptırılıyor. Neo Romantizm mimari stilindeki şato, Ludwig’in isteğiyle saray ressamı Christian Jank tarafından tasarlanıyor ve Ludwig’in çocukluğunun geçtiği şato Schloss Hohenschwangau’nun hemen karşısındaki tepeye inşa ediliyor. Rivayete göre; Ludwig’in bu noktayı seçmesinin nedeni, hem babasının şatosundan daha gösterişli bir yapı inşa ettiğini kanıtlamak hem de doğup büyüdüğü yerin enfes manzarasına olan sevgisi… Manzara konusunda hiç de haksız sayılmaz! Ancak babasının şatosundan daha gösterişli bir yapıya imza atmış olması o yıllarda pek de takdir edilmemiş olacak ki yaptığı gereksiz harcamalar nedeniyle bir doktor heyeti tarafından akıl sağlığının yerinde olmadığı kararı verilmiş. Bu sebeple hayatı boyunca en büyük hayali olan şatonun bittiğini göremeden Starnberg Gölü’nün kenarında bulunan Berg Kalesi’ne hapsedilmiş. Bir süre sonra doktoruyla birlikte göl kenarında boğulduğu söyleniyor. Aslında ölümüyle ilgili hala farklı görüşler var.

Bir metre yüksekliğindeki gölde öldüğü söylenen kralın hem iyi bir yüzücü olduğu hem de boyunun iki metreye yakın olduğu söyleniyor. Hal böyle olunca ölümüyle ilgili anlatılan pek çok suikast hikayesi de gerçekliğini kanıtlıyor. Rivayetlerin hangisi gerçek bilinmez. Gerçek şu ki; o dönemlerde yaptığı gereksiz harcamalar nedeniyle halk ve doktorlar tarafından ‘deli’ olduğu ilan edilen kral geride dünyanın en güzel şatolarından birini bıraktı…

Gotik mimarinin en güzel örneklerinden Schloss Hohenschwangau...

Gotik mimarinin en güzel örneklerinden Schloss Hohenschwangau…

Andy Warhol’un en kıymetli ilhamlarından olan şatonun içi de en az dışı kadar iddialı. Ancak hala pek çok yerin tamamlanmamış olması sebebiyle hayal ettiğimin aksine içeriyi gezmek biraz kısa sürüyor diyebilirim. Şato içerisindeki tüm detaylar, Ludwig’in yalnızlığı ne kadar sevdiğini kanıtlıyor aslında… Şatoyu yaptırırken Richard Wagner’in Kuğu Operası’ndan etkilenen Ludwig’in Wagner’e aşık olduğu da efsaneler arasında yer alıyor. Hatta bu şatoda Wagner’le birlikte yaşamak istediği de söylenenler arasında. Şato içerisindeki opera salonunda ise bu aşk derecesine varan hayranlık gözler önüne seriliyor. Duvar resimlerinde ise Wagner operalarından pek çok pasaj bulunuyor.

Yalnızlığı seven Ludwig’in ruh halini anlayabilmek içinse yemek odası ve yatak odasını ziyaret etmek yeterli. Yaşam alanlarının neredeyse tamamı tek kişilik! Şato içerisindeki ihtişamlı alanların aksine iki oda da daha küçük ve gösterişsiz… Ancak sadece oymalı ahşap yatağın yapımının 4 yıl sürdüğünü göz önünde bulundurursak; Ludwig’in kendisi için gösterişten uzak, lüks bir dünya yarattığını söylemek mümkün. Yine Wagner operalarından ilham alınarak tasarlanan bir seyir alanı var ki; şato ziyaretçilerini en çok bu kısım etkiliyor diyebilirim. Mağarayı andıran seyir alanın manzarası ise kesinlikle büyüleyici…

Neuschwanstein Şatosu'nun seyir alanı masal gibi bir manzara sunuyor.

Neuschwanstein Şatosu’nun seyir alanı masal gibi bir manzara sunuyor.

Şatoya ulaşım için shuttle servisleri kullanabilirsiniz. Biletler 5-6 Euro civarında. Şato girişi ise 12 Euro. Yeri gelmişken eğer turla seyahat etmiyorsanız şatonun web sitesi üzerinden birkaç gün önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın! Yoksa bilet için girdiğiniz sıra birkaç saatinize mal olabilir. Şatoyu gezdikten sonra aşağı inmek için kesinlikle shuttle kullanmayın. Şatonun bahçesindeki -ormanındaki de diyebiliriz- patika yoldan aşağı bırakın kendinizi. Yol boyunca karşılaşacağınız manzaralara değeceğine söz veriyorum!

Orman yolunun muhteşem güzellikleri...

Orman yolunun muhteşem güzellikleri…

Kendisi Küçük, Mutluğu Büyük Bir Romantik Yol Kenti: Füssen

Romantik Yol boyunca dolaştığım her şehir için ikonik yapıları ve renkli sokaklarıyla birbirine benziyor diyebilirim. Füssen ise küçük olmasına rağmen hepsinden daha sakin ve huzurlu… Otellerin büyük bir kısmı şehir merkezinin dışında kalmasına rağmen şehir öylesine küçük ki hepsine kısa bir yürüyüşün ardından ulaşmak mümkün.
Sokak aralarında alışveriş ve yemek için pek çok şirin dükkan bulunuyor. Eğer sevdikleriniz için hediye alma işini erkenden halletmediyseniz çok şanslısınız. Aksi takdirde biraz pişman olabilirsiniz. Rathaus’un 50 metre ilerisinde sağ köşede yer alan Leyk adlı mağazayı mutlaka ziyaret edin. İçinden yan mağazaya da geçmeyi ihmal etmeyin. Her ikisinde de Almanya’ya özgü ahşap hediyelikler sizi bekliyor. Elbette Romantik Yol boyunca girdiğiniz pek çok mağazada zaten ahşap hediyelikler var. Ancak bu iki dükkanda farklı tasarımlar ve özellikle mutfak ihtiyaçlarına yönelik pek çok seçenek bulmak mümkün. Sepetinizi doldurduktan hemen sonra aynı sokağın sol köşesindeki dondurmacıda yoğurtlu dondurmaların tadına da bakın derim. Bayılacaksınız! Dondurmanızla otele doğru yol aldığınız sırada bir de yağmur atıştırırsa değmeyin keyfinize! Etrafı saran toprak kokusu eşliğinde küçük bir yürüyüş bile yapabilirsiniz benim gibi.

Füssen sokakları...

Füssen sokakları…

Hem Rothenburg hem Füssen tüm güzelliğiyle bana Almanya hakkında bildiğim her şeyi unutturdu. Size de bambaşka bir dünyanın kapılarını açacağına eminim. Ertesi sabah benim rotamda Münih var, bir sonraki buluşmaya kadar Füssen, sen de kendine iyi bak!

Etstur ile Almanya Turu’na katılmak için tıklayın…

Nilay Kaya

Yorumlar