Sen de seyahate çıkmadan önce gideceğin yerde mutlaka görülmesi gereken önemli yapıları not alıyorsundur. Bu notlarına çok turistik olan veya şehrin simgeleşmiş yapıları arasında yer alanlar dışında oldukça ilginç tasarımlara sahip mimarileri de eklemeni öneririz. İnsanın ilk bakışta dikkatini çekmeyi başaran bu tasarımlara birçok ülkede rastlamak mümkün. İşte dünyanın en ilginç tasarımına sahip 5 mimari yapısı…

Centre Georges Pompidou – Paris

Paris’te yer alan Centre Georges Pompidou, 1977 yılında High-Tech mimarisiyle inşa edildi. O yıllarda henüz kariyerlerinin başında olan Renzo Piano ve Richard Rogers’ın ortak tasarımıyla yapılan bina, Paris’in mimari ikonları arasında yer alıyor. Binanın içerisinde dev bir kütüphane, Avrupa’nın en büyük modern sanat müzesi ve elektro-akustik müzik merkezi IRCAM bulunuyor.

Yapıldığı ilk senelerde petrol rafinerisine benzediği söylense de yıllar içerisinde Paris’in sembollerinden biri haline geldi ve şehirde çekilen birçok filmde görünen önemli bir yapıya dönüştü. Senede ortalama 3,5 milyon ziyaretçiyi ağırlayan Centre Georges Pompidou binasında dört renk kullanılmış. Elektrik dolaşımı için sarı, su dolaşımı için yeşil, hava dolaşımı için mavi ve insanlar için (asansörler vs) kırmızı renk hakim…

Krzywy Domek – Sopot

Polonya’nın Sopot şehrinde bulunan ve Türkçe’ye Çarpık Ev olarak çevrilen Krzwy Domek, 2004 yılında inşa edildi. Sağ ve sol tarafından sıkıştırılmış gibi görünen ilginç bir görüntüye sahip olan bina, alışveriş merkezi olarak kullanılıyor. Mimar Szotynscy Zaleski’nin, Polonyalı illüstratör Jan Marcin Szancer’in çizimlerinden ilham alarak dekonstrüktivizm stilinde tasarladığı bina, 3 kattan oluşuyor.

Denver Sanat Müzesi – Denver

Mimar Daniel Libeskind’ın Rocky Dağları’ndan esinlenerek tasarladığı Denver Sanat Müzesi, 2006 yılında yapıldı. 13.500 m2’lik bir inşaat alanında bulunan altı katlı bu modern yapı, Ponti Müzesi’nin binasına ek olarak güney cepheye yerleştirildi. Çağdaş sanat koleksiyonlarına, Afrika sanatına ve okyanus temalı sergilere ev sahipliği yapan bina, yakınında bulunan Rocky Dağları’nın vadi ve tepelerinden ilham alınarak, dağın zirvelerini sembolize eden titanyum kaplamalı açılarla geometrik şekiller oluşturularak tasarlandı.

The Dancing House – Çek Cumhuriyeti

Bu liste içerisinde sana en tanıdık gelen bina Dans Eden Ev olabilir. Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da, Vlatava Nehri’nin kıyısında bulunan bina dört yılda inşa edildi. Hırvat ve Çek kökenli mimar Vlado Milunic ile Kanada’lı mimar Frank Gehry’nin birlikte tasarladığı The Dancing House, klasik mimari akımlara benzemediği için büyük tartışmalara sebebiyet vermiş. Çek Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Vaclav Havel, bu binanın yapımına destek verdiğini ve kültürel aktiviteler açısından önem taşıyan bir bina olmasını istediğini belirtti.

Dans Eden Ev, dans eden iki kişiyi sembolize ediyor. Toplam 10 filmde dans partneri olan Fred Astaire ve Ginger Rogers’a adanan bu yapı, Fred and Ginger olarak da biliniyor. Bulunduğu bölgedeki diğer yapıların (Barok, Art Nouveau ve Gotik) yanında farklı tarzı ile oldukça dikkat çekiyor. Eğer bir gün yolun Prag’a düşerse, buraya gelen her turist gibi bu binanın önünde fotoğraf çektirmeyi unutma…

Stone House – Portekiz

Sence Portekiz’de bulunan bu Taş Ev, hangi çizgi filmden esinlenilerek yapılmış olabilir? Tahmin etmek hiç de zor değil, tabii ki Taş Devri! Rodrigues ailesinin 1974 yılında inşa ettiği ev, iki kayanın arasına konumlandırılmış. Tamamen doğal bir yaşam sunan bu evde elektrik yok, aydınlanmak için sadece mum ışığı kullanılıyor. Koltukları ve merdivenleri kütükten, yatağı ise okaliptüs ve beton kullanılarak yapılmış. Turistik bir tesis olma amacı taşımamasına rağmen Portekiz’e giden çoğu turist mutlaka bu evi görmeye gidiyor.

Yorumlar