80’lere imzasını atmış gruplardan biri olan Alan Parsons Project’in o yıllarda dinlediğim bir şarkısından çok etkilenmiştim. “Yolların bizi nereye götüreceğini kim bilebilir ki?” diyordu sözler, ardından da ‘La Sagrada Familia’ diye devam ediyordu. Aklımın bir karış havada olduğu o zamanlar ne Gaudi’den haberim vardı ne de dillere destan eserlerinden.

lets-go-gaudi-06-825x600

La Sagrada Familia’nın muhteşem vitrayları…

1852-1926 yılları arasında yaşayan Antoni Gaudi, oğlu iyi bir eğitim alsın diye elindeki malı mülkü satan babasının desteğiyle Barselona Mimarlık Okulu’nda okumuş ve romantik Orta Çağ yapılarına kendi Katalan kültüründen unsurlar katarak eserlerini vermiş. Doğaya olan düşkünlüğünün bir yansıması olarak renk harmonisini çok önemsemiş. “Doğa hiçbir şeyi tek renk ve desen olarak yaratmadığından, mimari de tekdüzelikten uzak olmalı ve doğadan esinlenmelidir” diyerek eserlerindeki felsefeyi özetlemiş.1878’de tanıştığı çimento fabrikaları sahibi Kont Eusebi Güell asıl müşterisi ve sponsoru olmuş bu dâhiliği deliliğinden sonra tescil edilen mimarın.

lets-go-gaudi-05-825x600

Kemik Ev ya da Koca Ağızlı Ev diye bilinen Casa Batllo…

Gaudi, ilk çalışmalarında Mudejar etkisinde kalıp parabolik kemerler ile cephede bol miktarda, tuğla, demir ve sırlanmış seramik kullanmış. Şehrin en önemli bulvarlarından Passeig de Gracia’da bulunan, devrin sanayicilerinden Josep Batllo Casanovas için yaptığı Casa Batllo, Gaudi’nin zengin hayal gücünün ürünleriyle dolu. ‘Kemik ev’, ‘Koca ağızlı ev’ gibi Barselonalıların değişik isimler taktığı yapının tepesindeki dört kollu haç, Mayorka’dan getirilmiş seramiklerle kaplanmış. Ön cephede kullanılan seramiklerin üst kısmı koyu alt bölümü de açık yapılmış, sırf güneşi aynı yansıtsınlar diye. Gaudi mükemmeliyetçiliğini yapısal harmoninin estetik etkilerle birleştiği iç alanlardaki detaylarda da göstermiş. Japonlar taş taş kendi ülkelerine taşıyabilmek için 60 milyon euro’nun üzerinde para teklif etmişler. Milli değerleri paradan daha değerli olan Katalanlar, Japonlara çektikleri fotoğraflarla yetinmelerini salık vermişler.

lets-go-gaudi-02-825x600

Denizdeki dalgaların mimaride hayat bulan yüzü… Casa Mila

Gaudi tarafından Barselona’nın kent mimarisine yapılan en büyük katkılardan biri olan Casa Mila (www.fundaciocaixacatalunya.org) aynı zamanda La Pedrera (Taş Ocağı) diye de geçiyor. Dalgalara benzeyen beyaz duvarlardaki hareketi, yosunları andıran demir parmaklıklar tamamlıyor. Taş işçiliğinde adeta bir devrimi simgeleyen binanın terasındaki bacalar Gaudi’nin yaratıcılığının en çarpıcı örneklerinden. Merkezi eksen olarak kullanılan iki yuvarlak avlu etrafında yer alan sekiz katlı binanın alt katında şehrin ilk bina altına yapılmış otoparkı yer alıyor. Zengin dul Roser Segimon ve ikinci eşi önemli işadamı Pere Mila bugünün parasıyla 2400 euro’ya anlaştıkları Gaudi, binayı 3000 euro’ya mal edince mahkemeye veriyorlar mimarı, fakat şehre yaptığı katkıdan dolayı mahkeme affediyor Gaudi’yi! Bugünse beş ailenin yaşadığı binada her bir dairenin kirası 10 bin euro! Dönemin eşyaları ile döşenen dairelerden birini ve çatıyı gezebilirsiniz. Her gün 10.00-20.00 arası açık.

lets-go-gaudi-03-825x600

Palau Güell, ihtişamın bir diğer adı…

Gaudi’nin 1866 yılında yaptığı Palau Güell, destekçisi Eusebi Güell için inşa edilmiş. Güell paradan kaçınmamış ve ortaya muhteşem bir iç dekorasyona sahip, sıra dışı bir saray yavrusu çıkmış. Saatleri değişse de C. Nou de la Rambla adresindeki bina her gün açık.

lets-go-gaudi-04-825x600

Parc Güell’in en renkli heykellerinden biri…

Gaudi, Parc Güell’i İngiltere ve Fransa gibi ülkelerdeki geniş bahçeli malikanelere özenen, bahçe şehir tarzı bir yerleşimle doğaya, sağlıklı bir yaşama geçip, büyük şehrin sorunlarından kaçmaya çalışan Kont Güell için tasarlamış. UNESCO’nun Dünya Kültürel Mirası Listesi’nde yer alan Parc Güell’de planlanan altmış evden sadece iki tanesi yapılabilmiş. Bunlardan biri şu anda müze olarak kullanılan Gaudi’nin 1906-1926 arası yaşadığı ev. Parkın ortasındaki alanı çevreleyen renkli mozaik bank dünyanın en uzun oturma grubu olarak geçiyor. O zamanın şartlarına göre ulaşımın zorluğu, Gaudi’nin eserlerinin insanların bazıları tarafından garip karşılanması,  I. Dünya Savaşı derken proje suya düşmüş, ardından da halka açık bir park haline gelmiş bu yer. Girişin ücretsiz olduğu park her gün 10.00’dan gün batımına kadar açık.

lets-go-gaudi-01-825x600

Dünya ve cenneti birleştiren mabet… La Sagrada Familia…

1882’de Neogotik tarzda inşaatına başlanan La Sagrada Familia Katedrali (www.sagradafamilia.org) bir yıl sonra Gaudi’ye devredilmiş. Gaudi’nin Kapadokya’daki peribacalarından etkilendiği söyleniyor. Mimarın sağlığında binanın 18 kulesinden sadece biri, üç cephesinden de Hz. İsa’nın doğumunu anlatan bitirilmiş.1925’te ilk kule tamamlandığında Gaudi “Dünya ve cennet birleşti” diye dile getirmiş sevincini. Hepsi bitirildiğinde kulelerin 12 tanesi havarilere, dördü İncil yazarlarına, biri Meryem Ana’ya biri de Hz. İsa’ya adanmış olacak. Daha önce başka projelerinde denediği ve test ettiği mimari çözümleri kullanan Gaudi, son katedral mimarı olarak da bir devri kapatmış. Tamamen bağışlarla inşaatı devam eden bina hala Gaudi’nin bıraktığı planlara göre yapılıyor. Nasıl Mimar Sinan’ın ustalık eseri son yıllarında yaptığı Selimiye Camii ise, Katalan mimarın da en önemli yapıtı bitirilmesi için hala 25 yıla ihtiyaç duyulan La Sagrada Familia olmuş. Gaudi’nin binalarında sadece artistik kaygılar, mimari değerler değil ruhundaki kutsal gücün yansıması da görülüyor. Kullandığı semboller arasında İngiltere gibi Barselona’nın da kutsal azizi olan Kapadokyalı George’un (Sant Jordi)  mızrağıyla öldürdüğü ejderha da yer alıyor. Hz. İsa’nın çilesini anlatan cephe Josep Maria Subirachs isimli ünlü heykeltıraşın yaptığı heykellerle 1982’de açılmış. Judas’ın ihanetinden, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesine kadar geçen olayları anlatan bu bölümün altında İncil’in sayfalarını temsil eden kapılar yer alıyor. Son cephede ise hummalı bir faaliyet devam ediyor. Son on iki senesini bir münzevi gibi bu binaya adayan, kapı kapı dolaşıp bağış toplarken bir gün bir tramvayın çarpmasıyla hayata veda eden Antoni Gaudi, bu katedralin içinde yer alan mezarında, tempolu bir hayatın yorgunluğunu çıkarıyor.

Saffet Emre Tonguç
18.12.2014

Yorumlar