Eminönü’ne gidiyoruz ama bindik mi 12.15 Karaköy Vapuru’na… Madem büfelere çıkartma yapıyoruz; Eminönü’nün en iyi dönerini, en iyi kokorecini yiyeceğiz, o zaman hareketten kaçmamak gerekir. Fazladan bir Galata Köprüsü yürümüşüz çok mu? Hem hazır hava da güneşli hadi o zaman tabana kuvvet. Ama öncesi vapur tabi… İstanbul’un en keyifli, en rahat ulaşım şekli vapurları sevmeyen yoktur herhalde. Vapura ayak bastın mı demli bir çay (muhakkak ince belli, cam bardakta) bir de simit almadan olmaz. Simitten sadece bir ısırık yetiyor bu kez. Kalan simidi, vapura binenlerin yarısı gibi, ben de arsız martılarla paylaşıyorum.
eminonu sokak lezzetleri (9)

Çaydı, simitti, martıydı derken vapurun kalkması ile yanaşması bir oluyor. Karaköy’de hiç bir yere girmeden doğru Eminönü’ne gidiyoruz. Galata Köprüsü her zamanki gibi balık tutanlarla, fotoğraf çekenlerle birlikte olağan kalabalıklığını yaşıyor. Köprünün altındaki balıkçılardan gelen koku, iştahımı açıyor, Eminönü tarafına geçtiğimizde büfelere girmeden evvel, tam köprünün altında konuşlanan midye dolmacıdan, çok değil iki üç midye atıveriyoruz ağzımıza. Bu midye de çekirdek gibi mübarek, bir yedin mi durdurabilene aşk olsun, neyse ki hepimiz iradeliyiz…
eminonu sokak lezzetleri (6)

Midye dolma, geçmişten günümüze İstanbul’un en önemli lezzetlerinin başında yer alıyor. Bizanslılardan beri yapılan midye dolma günümüz sokak lezzetlerinin belki de en sevileni. İstanbul’daki midye dolmaların Ege’dekilerden farkı, midyelerin daha büyük olması. Ayrıca daha fazla soğan, şeker ve baharat kullanılarak yapılıyor. Gerçi sokaktakilere tarçın, kuş üzümü ve dolmalık fıstık koymuyorlar ama has midye dolma dedin mi bunlar olmadan da olmaz… Yine de sokakta, ayak üstü midye yemek gibisi yok. Midyeciden öğrendiğimize göre en çok Uzak Doğulu turistler merak ediyor, en çok da Rus turistler yiyormuş. Bir seferde tüm tepsiyi yiyen oluyor mu diye soruyoruz, gülüyor yok diyor.
eminonu sokak lezzetleri (8)

Midyeler bitince hemen karşıda duran kestaneci ile göz göze geliyoruz. Herkesin ortak fikri; ilkbahar geldi, kestane sezonu bitiyor birer tane yiyip, yine lezzet dolu, bir kış yaşattığı için kendisine şükran sunalım. Biz de aynen öyle yapıyoruz, özlet kendini diyip, teşekkür ediyoruz…

İşte bundan sonra esas meseleye geçiyoruz. Önce döner! Meşhur Zümrüt Büfe ilk durağımız. Zümrüt Büfe, Mısır Çarşı’sının arkasında kalan Sabuncu Han’ın karşısında yer alıyor. Kocaman et döneri ile küçücük bir büfe. Eti sinirsiz. Ne çok yağlı ne de az yağlı, tam kıvamında. Porsiyon, ekmek, pide arası ya da dürümde servis ediliyor. İçine başka bir yerde pek rastlanmayan patates püre koyuyorlar. Porsiyon istediğimde tamam, ama ben dönerinin içine patates karıştırmayı sevmeyenlerdenim. Sadece döner yeter, tabi yanında bir de ayran. Zümrüt Büfe’yi sağır sultan biliyor ama hiç gelmediysen bir gün dene. Döneri az tutup, sabahtan beri sabırsızlandığım kokorece yer bırakıyorum, ama öncesinde buralara kadar gelmişken Ali Usta’nın çiğ köftesi ile iştah açalım.

eminonu sokak lezzetleri (5)

Çiğ Köfte ile aran yoksa bile, Ali Usta’ya bir gün uğra. Tanımaya değer bir adam, göreceksin. Büyük Postane’nin karşısında, Mimar Vedat Sokak’ta, han girişinde büyükçe bir tezgahı var Ali Usta’nın. Hanın girişi uzun bir koridor, Ali Usta gelenleri bu koridora diziyor sonra başlıyor şovuna. Gözüne kestirdiği bir kişiyi marulcubaşı ilan ediyor, veriyor eline yeşillikleri dağıt herkese diyor. Marulcubaşı sırayla herkese bir yaprak dağıtıyor. Peşinde Ali Usta çiğ köfteleri sıralıyor. Bu esnada dayanamaz bir lokma yiyim dersen Ali Usta görmesin, zira daha limon şov var, o zamana kadar kimsenin çiğ köftesini yemesine izin yok. Ali Usta alıyor eline limonlarını, başlıyor herkesi sulamaya! Bu dakikadan sonra yer gök limon! Bu kısım Ali Usta’nın ikramı, sonrasında geçiyor tezgahının başına, hazırlıyor sırayla dürümleri. Çok acılı isteyene çok acılı, az acılı isteyene az acılı.
eminonu sokak lezzetleri (4)Bolca kahkaha ile Ali Usta’dan çıktıktan sonra günün en güzel anı geliyor ve işte sabahtan beri beklediğim kokoreç zamanı! Hem de Kral Kokoreç’te. Kral Kokoreç, Büyük Postane Caddesi’nde yer alıyor. İstanbul’un en iyi kokoreçlerinden biri. Sırf bu kokoreci yemek için bile buraya geldiğim oluyor. Ekmek arası ya da porsiyon, nasıl istersen. Önünde üç beş tahta masa var, Eminönü’ndeki çoğu yerin aksine, burası pazar günleri de açık. Az baharatlı, tam kıvamında çıtır çıtır pişiriyorlar ama içini de kurutmuyorlar. İri kıyım istiyorum, yanında biber turşusu ve pide ekmeği ile nefis! Kral Kokoreç o kadar lezzetli ki bunca yemeğin üzerine bir porsiyon anca yetiyor.

eminonu sokak lezzetleri (3)

İnci Özay Hatipoğlu
Son Mastori

Yorumlar