Mozart’ın The Marriage of Figaro’sunu açın ve kendinizi müziğin büyüsüne bırakın. Gösterişli bir opera salonuna doğru yol almaya başladıysanız doğru yerdesiniz demektir. Çünkü tam da şu anda Mozart’ın şehrine, Avusturya’nın en özel köşesi Salzburg’a gidiyoruz. Hazırsanız, başlıyorum!

01

Orta Çağ’ın büyüsü…

Salzech Nehri’nin iki kıyısına kurulmuş bir kent burası… Avrupa’nın orta yerinde zamana yenilmeyen, geçmişteki muhteşem günlerini hala yaşatan enfes bir Avusturya kasabası da diyebilirim aslında. Yüz ölçümüne inatla içine birbirinden güzel hikayeler sığdırabilen masalsı bir kara parçası adeta…

Çantanızı yerel lezzetlerle doldurmayı ihmal etmeyin.

Çantanızı yerel lezzetlerle doldurmayı ihmal etmeyin.

Büyülü Bir Aşkın Ev Sahibi: Mirabell Bahçeleri

Salzburg keşfiniz hangi mevsime denk gelirse gelsin, birbirinden muhteşem manzaralarla karşılaşacağınız kesin. Ancak bahar aylarına denk geldiyseniz daha şanslı sayılabilirsiniz. Şehri dolaşırken mutlaka yolunuzun düşeceği Mirabell Bahçeleri, bu iki mevsimde her zamankinden daha gösterişli bir hava sunuyor çünkü. Yaz başı kırmızı ve yeşilin ihtişamına bürünen bahçe, sonbaharla birlikte sararan ve kızaran yapraklarıyla bambaşka bir manzarayı ağırlıyor.

Bahçeye girer girmez Orta Çağ’ın ruhuna yaraşır şekilde barok tarzda bir peyzajla karşılanıyorsunuz. 1854 yılında Kral Joseph’in emriyle kapılarını halka açan bahçenin ortasındaki havuz ve mitolojik hikayelere gönderme yapan heykelcikler görülmeye değer. Ottavio Mosto tarafından 1690 yılında yapılan 4 heykel, 4 elementi simgeliyor. Ayrıca bahçe içerisindeki bu heykeller, Zeus ile Demeter’in kızı Persephone’nin, Hades tarafından yeraltına kaçırılmasını konu alıyor.

Mirabell Bahçeleri...

Mirabell Bahçeleri…

Bir zamanlar sadece soyluların girebildiği bu bahçe, şimdilerde şehre yolu düşen herkesin uğrak noktası adeta. Bahçeye ev sahipliği yapan Mirabell Sarayı ise günümüzde Salzburg Belediye Binası olarak hizmet veriyor. Yalnız sarayın tek meziyeti bu değil elbet. İzin alınması koşuluyla özel kutlamaların da düzenlenebildiği saray, başta Avusturya sosyetesi olmak üzere pek çok ünlü ismin düğününe de ev sahipliği yapmasıyla tanınıyor. Bizim vaktimiz dar olduğundan saraya hak ettiği ilgiyi gösteremesem de bahçenin tüm köşelerini dolaştıktan sonra çıkış kapısının yolunu tuttum. Beni en çok etkileyen detaylar Pegasus atı heykeli ve bahçenin en sakin köşesi olan yeşil tünel oldu. Bu arada eğer Mirabell Bahçeleri’ne uğramayı, Salzburg’da gezilecek yerler listenize eklediyseniz tüm dilekleriniz için bozuk para hazırlamayı unutmayın derim. Pegasus atının etrafındaki küçük havuzda dileklerinizi sıralarken fazlasıyla ihtiyacınız olacak çünkü.

Mozart’ın İzinde…

Salzburg’da karşınıza çıkan her şey, Mozart’tan bir parça taşıyor diyebilirim. Hediyelik eşya satan küçük dükkanlar, her köşe başında karşınıza çıkan çikolatacılar, sürprizlerle dolu sokak sanatçıları, at arabaları… Salzburg’un her köşesinden Mozart notaları yükseliyor adeta…

Mozart çikolataları...

Mozart çikolataları…

Tabii ki ben de tüm diğer Salzburg ziyaretçileri gibi Mirabell Bahçeleri’ni gezdikten hemen sonra Mozart’ın ayak izlerini sürmeye başladım. Sevdikleriniz için hediye almak istiyorsanız en iyi seçenek Mozart çikolataları elbette. Pek çokları gibi ben de çantama birkaç paket atmadan edemedim tabii ki. Ancak son güne kadar attığım yerde kaldıklarından gün yüzüne çıkardığımda patlamış, kırık çikolatalar hediye olamadan mideme indiler.

Salzburg kafeleri birbirinden özel lezzetleriyle enfes bir şölen yaşatıyor.

Salzburg kafeleri birbirinden özel lezzetleriyle enfes bir şölen yaşatıyor.

Çikolatanın Mozart halini bulmak için çaba sarf etmenize gerek yok. Her üç Salzburg dükkanından biri zaten Mozart çikolatası satıyor. Laf aramızda fiyatlar biraz el yakıyor. Bu yüzden Fürst isimli mağazayı bulmanızı öneririm. İçeride hem envai çeşitte çikolata bulmak mümkün hem de pek çok mağazaya oranla fiyatlar biraz daha makul. Bu arada Fürst’e kadar gitmişken Avusturya’nın medar-ı iftiharı apfelstrudel yemeden dönmeyin. Eğer Viyana’ya henüz gitmediyseniz daha önce böylesini denemediğinizi garanti edebilirim.

Salzburg'un en meşhuru apfelstrudel...

Salzburg’un en meşhuru apfelstrudel…

Ay Işığının En Güzel Yansıması: Mondsee

Salzburg’u yakından tanımak için bir gün yetmez biliyorum ama keşfe küçük bir ara verip Mondsee’ye mutlaka gitmelisiniz. Bin bir çeşitte çiçeğin süslediği pencerelerin altından geçmeli, bisikletiyle yanınızdan geçen kaptanın peşine takılıp limana inmelisiniz. Gördüğünüz her manzara aklınızdan çıkmayacak güzellikte olacak, söz veriyorum.

Mondsee Gölü...

Mondsee Gölü…

Kelime anlamı ay ışığı olan Mondsee, küçük bir kasaba olmasına rağmen her yıl milyonlarca misafir ağırlıyor. Bu küçük kasabanın özel bir mülk olmasına ise inanmak zor! Evet, evet şaka yapmıyorum, Salzburg’un bu şirin kasabası ve gölü Portekizli bir aileye ait. Rivayete göre; Portekizli ünlü bir işadamı yıllar önce bu gölü ve çevresini satın alıyor. Öğrendiğimiz kadarıyla şimdilerde Avusturya yönetimi ve halkı bu durumdan pek hoşnut değil ama ellerinden de bir şey gelmiyor. Etraftaki tüm oteller, işletme için Portekizli aileye yüklü bir kira ödüyor.

Göl kıyısında herkes için bir konaklama seçeneği bulunuyor.

Göl kıyısında herkes için bir konaklama seçeneği bulunuyor.

Geçmiş yıllarda yalnızca kamp severlerin yolunun düştüğü kasaba, son yıllarda butik otelleriyle büyük rağbet görüyor. Çünkü Avusturya sınırlarında suyu bu kadar sıcak olan başka bir yer yok maalesef. Dört mevsim yaz tatiline hasret kalan Avusturyalılar ve Almanlar da en güzel alternatif olan Mondsee’yi yalnız bırakmıyorlar haliyle. Yolunuz Mondsee’ye düşerse mutlaka bir tekne turu yapın. Alp Dağları’na doğru yol alacağınız tekne turu boyunca yolunuza çıkacak muhteşem manzaralara hayran kalacaksınız. Her şey güzel de “Salzburg’dan Mondsee’ye nasıl gidilir?” derseniz eğer turla gelmediyseniz, şehrin birçok durağından geçen Mondsee otobüslerini tercih edebilirsiniz. Ulaşımın ise Türkiye’ye oranla oldukça uygun olduğunu hatırlatmamda fayda var. Şimdilik benden bu kadar, bu kez çok kısa oldu ama bir gün yeniden buluşmak üzere Salzburg, hoşça kal!

Unutmadan,
* Ben vakit darlığından fırsat bulamadım ama siz mutlaka Hohensalzburg’a gidin. Orta Çağ’dan bu yana en iyi korunan kale olmasıyla ünlenen Hohensalzburg’un dillere destan manzarasını kaçırmayın.
* Mozartplatz’a uğramayı ihmal etmeyin. Meydanda bulunan, Ludwig von Schwanthaler tarafından yapılan Mozart Anıtı’na bayılacaksınız. Etraftaki sokak sanatçılarına bahşiş vermeyi de unutmayın. Küçük sürprizleri var, benden söylemesi.

Salzburg sokaklarını şenlendiren sanatçıların sürprizlerine bayılacaksınız.

Salzburg sokaklarını şenlendiren sanatçıların sürprizlerine bayılacaksınız.

* Mozart’ın doğduğu ve yaşadığı her iki evi de ziyaret edin. Getreidegasse Caddesi’ndeki evin daha çok rağbet gördüğünü söylemeliyim.

Mozart'ın evi...

Mozart’ın evi…

* Getreidegasse Caddesi tam bir alışveriş cenneti. Burada pek çok ünlü markanın mağazasını bulabilirsiniz. Yalnız tabelalara dikkat! Tüm mağazaların ferforje tabela kullanmaları zorunlu olduğu için yaratıcılığını konuşturan markaların isimlerini okumakta güçlük çekebilirsiniz.

Hediyelik eşyalar her yerde...

Hediyelik eşyalar her yerde…

* Şnitzelin vatanına geldiğinize göre mutlaka bir yere oturun ve kendinize enfes bir şnitzel ısmarlayın. Apfelstrudel’ı hatırlatmama gerek yok herhalde!
* Sebastian Kilisesi’nin yanında Sebastian Mezarlığı bulunuyor. Mozart’ın eşi Constanze, babası Leopold ve modern tıbbın babası kabul edilen Paracelsus ise burada yatıyor. Belki görmek istersiniz.

Nilay Kaya

Yorumlar