Son zamanlarda değişimine ayak uydurmakta zorluk çektiğimiz Karaköy mü? Yoksa huzuruna alıştığımız bir komşu sokak olan Kadıköy mü? İki yakanın iki güzelinden hangisi keyif durağı olmayı hak ediyor sizce? Ben ikisini de birbirinden ayıramıyorum ve her seferinde uzun süre uğramamışım gibi sokaklarını arşınlamaya koyuluyorum. Bu hafta sonu da aynı heyecanla düştüm yollara ve iki kıtanın ucundaki favori mekanlarımda şımarttım kendimi… Muhteşem ikilinin en renkli mekanlarını da sizin için yazdım.
Nefis Ortam, Enfes Yemekler
Karaköy’e ne zaman gelsem yeni bir mekanla tanışmalıyım düşüncesiyle başladığım arayışımın sonunda, kendimi her seferinde Fransız Geçidi’nin karşısında bulduğum şık bir mekan Ops… Bu cumartesi de durum aynen böyle oldu, gözüme bir yer kestirmeye çalışırken Ops’ta da bir kahve içmek vardı aklımda. Ancak yolun sonunda, yemek için de Ops’ta buldum kendimi. İlk önce kahvaltısıyla tanıştığım kafenin son zamanlarda yemeklerini de özler oldum çünkü. Menünün çok zengin olduğunu söyleyemeyeceğim; ama az çeşitle hazırlanan müthiş alternatifleri var. Kahvaltıları her zaman bir adım daha ilerde olsa da dürümlerinin lezzeti de şahane… Makarna çeşitleri ise kesinlikle Ops’un en çekici menü alternatifleri arasında.

Ben Ops’la geçen yıl tanışmış olsam da mekanın açılışı 2012 yılının başlarına denk geliyormuş. Her gelişimde dekorasyonda yapılan bir değişiklikle karşılaşıyorum ve bunun mekana kattığı sanki yeni açılmış bir yer olduğu hissinin beni buraya çeken en önemli şey olduğunu düşünüyorum. Ops’un rahat koltukları da vazgeçilmezlerimden… Mekanda kullanılan renkli objelerdeki her detayın denize dair olması nedeniyle mekan sahibinin uzun yol kaptanı olduğunu öğrendiğimde pek şaşırmamıştım.

Muhteşem atmosferin ve harika dekorasyonun mimarı ise mekan sahibinin eşi… Her şey öyle sıcak ve uyumlu ki işin içinde aşkla yapılan bir şeyler olduğu kendini fazlasıyla belli ediyor. Hatta öyle ki bohem ve şık tarzıyla Ops’un belki de Karaköy’ün en iddialıları arasında olduğunu söyleyebilirim. Nefis ortamıyla enfes yemekler de aynı potada buluşunca mekanda yer bulmak son zamanlarda imkansızlaşmaya başlamış. Bu kadar kalabalık olmasına rağmen müdavimleri arasında ünlü isimler de var. Fransız Geçidi’nin yanı başında olması da bu kadar tercih edilmesinin en büyük sebeplerinden biri bence… Yemekler müthiş, ortam şahane… Fazla söze gerek yok, geç olmadan siz de yolunuz Karaköy’e düştüğünde bir uğrayın bence!

Kadıköy’de Bir Saklı Bahçe: Mila
Her yer tıklım tıklım doluyken sakin bir kaçış noktası ararsınız ya, işte benim için Kadıköy’deki o adres Mila Cafe. Lüks değil, havalı deseniz kesinlikle hayır! Fakat çok yakın bir arkadaşınızın mekanıymış gibi hissettiren sımsıcak bir hizmeti var. Üstelik yemekleri de menü fiyatlarına oranla oldukça iddialı. Dolu dolu gelen enfes tabaklar sıcak bir hizmetle de buluşunca son aylarda en sık uğranılan Bahariye mekanları arasına giriyor benim için. Yoğun bir haftanın ardından da en keyifli adreslerden biri oluyor haliyle. Hele bir de havaların güzelleşmesiyle bahçesinin dört bir yanı açıldıysa daha bir keyifli oluyor cuma akşamı sohbetleri…

Mila’nın nefis yemek kokularının izini sürerseniz 2. kattaki mutfağa ulaşıyorsunuz. Üstelik burada tabaklar kapalı kapılar ardında hazırlanmıyor. Yarı açık mutfak penceresinden küçük bir denetleme yapabilirsiniz. Yediğiniz her şeyin nasıl hazırlandığını görmeniz iştahınızı biraz daha açılabilir. Her şeyin büyük bir titizlikle hazırlandığına şahit olacaksınız çünkü. Bu arada içinde tavuk olan her şeyi gönül rahatlığıyla deneyebilirsiniz. Menülerine özel hamburgerleri de ayrı nefis! Eğer mevsimlerden yazsa serinlemek için kendinize naneli limonatasını da ısmarlamayı unutmayın.

Unutmadan, kolayca ulaşabileceğiniz bir konumu var Mila’nın. Bahariye’nün ünlü kırmızı koltuklu sokağından giriyorsunuz, yolun sonundan sağa döndüğünüzde nostaljik bir Kadıköy yapısında karşılıyor sizi Mila. Peki, bu kadar övgüyü hak ediyor mu diye merak ediyorsanız hiç durmayın, bu hafta sonu küçük bir mola verin derim.

Nilay Kaya
31 Temmuz 2014
