İstanbul’da geçmişin izlerini günümüze taşıyan ilçelerden biri Fatih. Tarihî Yarımada’nın tam kalbinde yer alan Fatih; tarihî dokusu, eşsiz mimari eserleri ve kendine has renkleriyle İstanbul’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Fatih’te gezerken Ayasofya Camisi’nin görkemine hayran kalabilir, Sultanahmet Meydanı’nda tarihle iç içe bir yürüyüş yapabilir, Kapalıçarşı’nın rengârenk atmosferinde kaybolabilirsin.
Fatih’i tam anlamıyla gezmek için birkaç güne ihtiyacın olabilir. Bu nedenle gezi rehberimize başlamadan önce Fatih otelleri için de küçük bir araştırma yapmanı öneriyoruz. Topkapı Sarayı’nın ihtişamı, Süleymaniye Camii’nin heybeti ve Balat sokaklarının nostaljik havasıyla öne çıkan bu benzersiz ilçeyi keşfetmeye hazırsan Fatih’te gezilecek yerler listesini okumaya devam et.
Ayasofya Camii
Fatih’te ziyaret edilmesi gereken ilk noktalardan biri kesinlikle dünyanın en büyüleyici yapılarından olan Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi. Bu kıymetli yapı Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından 6. yüzyılda bir kilise olarak inşa ettirilmiş. Ayasofya, imparatorluğun hüküm sürdüğü yıllar boyunca hükümdarların taç giydiği en büyük kilise olma özelliği de taşıyan, eşsiz bir mimari örneği. 1500 yıllık bir tarihi olan Ayasofya, İstanbul’un fethedilmesinin ardından camiye çevrilmiş.
Osmanlı İmparatorluğu süresince Ayasofya’ya kütüphane, medrese, imarethane ve şadırvan gibi eklemeler yapılmış. Böylece Ayasofya bir camiden öte külliye özelliği kazanmış. Yine Osmanlı döneminde iç ve dış dekorasyonunda çeşitli restorasyonlar yapılan Ayasofya, 1 Şubat 1935 tarihinde müzeye dönüştürülmüş ve 1984 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine girmiş.
Uzun yıllar müze statüsünde kaldıktan sonra Temmuz 2020 tarihinde yeniden cami statüsüne alınan ve günümüzde hâlâ cami olarak hizmet veren Ayasofya, içerisindeki altın yaldızlı mozaikleri, muazzam kubbesi ve tarihin izlerini taşıyan detaylarıyla ziyaretçilerine eşsiz bir zaman yolculuğu deneyimi sunuyor. Cami olarak kullanılan alana girişler ücretsiz ancak ziyaretçilerin ibadethane kurallarına uyması gerekiyor. Cami alanına girerken ayakkabıları çıkartmak en önemli kurallardan biri. Ayrıca kadın ziyaretçilerin başlarını örtmesi gerekiyor ve erkek ziyaretçiler şortla cami alanına giremiyor.
Ayasofya Camii’nin galeri katını ziyaret etmek içinse ücret ödemen gerekiyor. Müzekart sahipleri için giriş ücreti 2025 yılı için ₺425 olarak belirlenmiş. Müzekart sahibi olmayan T.C. vatandaşları içinse giriş ücreti ₺800. Sesli rehber hizmetiyse bilet fiyatlarına ek ₺100 olarak ücretlendiriliyor. Haftanın her günü ziyarete açık olan müze kısmı kış döneminde 09.00-20.00 saatleri arasında, yaz dönemindeyse 08.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Gişe kapanış saatlerininse 19.30 olduğunu hatırlatalım.

Sultanahmet Camii
İstanbul’un en önemli simgelerinden olan Sultanahmet Camii ya da bir diğer adıyla Mavi Camii, 17. yüzyılın başlarında Osmanlı Padişahı I. Ahmed tarafından Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’ya inşa ettirilmiş. Caminin duvarlarında yoğun kullanılmış olan mavi renkli İznik çinileri, caminin Mavi Camii (Blue Mosque) olarak anılmasını sağlıyor. Caminin duvarlarında bulunan 21 bin 43 adet göz alıcı İznik çinisi, onu eşsiz bir mimari örnek hâline getiriyor.
Ayasofya’nın hemen karşısında, Sultanahmet Meydanı’nın merkezinde yer alan cami oldukça merkezî bir konumda. Camiye büyük bir ustalıkla yerleştirilmiş olan 260 adet pencere, içeride oldukça ferah bir hava yaratıyor. Pencerelerin yerleştirilme biçimiyse ana kubbeyi havada asılıymış gibi gösteriyor.
Sultanahmet Camii özellikle gün batımı saatlerinde hem avlusunda hem içerisinde ziyaretçilerine oldukça etkileyici bir atmosfer sunuyor. Sen de Sultanahmet Meydanı’nın huzurlu atmosferini soluduktan sonra caminin içerisine geçebilir ve bu muhteşem mimari örneği keyifle gezebilirsin.
Sultanahmet Camii’ne girişler ücretsiz. Camiyi ibadet saatleri dışında dilediğin gün ve saatte gezebilirsin. Ancak camiye girerken ayakkabılarını çıkarman gerektiğini, kadınlar için başörtüsü zorunluluğu olduğunu ve erkeklerin de içeri şortla giremeyeceğini hatırlatalım.
Topkapı Sarayı
Cankurtaran Mahallesi’nde yer alan Topkapı Sarayı, İstanbul’un en çok ziyaret edilen ve en zengin içeriğe sahip müzelerinden biri. Sarayın inşası Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinin ardından, 15. yüzyılın ortalarında başlamış. Topkapı Sarayı yaklaşık 400 yıl boyunca 31. Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecid’e kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim, eğitim ve sanat merkezi olarak kullanılmış. 1924 yılında müzeye çevrilen saray aynı zamanda Türkiye’nin ilk müzesi.
Sarayburnu’nda bulunan Doğu Roma akropolünün üzerindeki 700.000 metrekarelik bir alana kurulan Topkapı Sarayı’nın içerisinde Harem Dairesi, Kutsal Emanetler Bölümü, Divan-ı Humayun ve Enderun gibi mutlaka görülmesi gereken ana bölümler yer alıyor.
Sarayda paha biçilemez koleksiyonlar da sergileniyor. Bu koleksiyonlarda padişahların portreleri, kıyafetleri ve silahları bulunuyor. Aynı zamanda mücevherlerle bezeli tahtlar, günlük eşya ve eşsiz hat tabloları da mevcut. Ayrıca dünyaca ünlü Kaşıkçı Elması da yine Topkapı Sarayı’nın eşsiz parçalarından biri olarak sergileniyor. Topkapı Sarayı’nı tamamen gezebilmek için yarım gününü ayırman gerektiğini hatırlatalım.
Topkapı Sarayı’na Müzekart’la ücretsiz giriş yapılabiliyor ancak sarayda yer alan Harem ve Aya İrini’yi gezmek için ekstra ücret ödemek gerekiyor. 2025 yılı için Müzekart sahibi olmayan T.C. vatandaşlarına Topkapı Sarayı + Harem + Aya İrini kombine tam bilet fiyatı ₺400, indirimli bilet fiyatıysa ₺180 olarak belirlenmiş. Müzekart’la giriş yapan kişiler için Harem Bölümü tam bilet fiyatı ₺250, indirimli bilet fiyatıysa ₺120 olarak belirlenmiş. Aya İrini bilet fiyatlarıysa tam ₺200, indirimli ₺90 olarak belirlenmiş.
Topkapı Sarayı salı günleri hariç haftanın her günü 09.00-18.00 arası ziyarete açık. Gişe kapanış saatiyse 17.00. Ayrıca saray Ramazan Bayramı’nın birinci gününde ve yılbaşında ziyarete kapalı.

Kapalı Çarşı
Yalnızca Fatih’te değil, İstanbul’da da en meşhur lokasyonlardan biri olan Kapalı Çarşı, kesinlikle Fatih’te gezilecek yerler listende bulunmalı. Tarihi 15. yüzyıla, Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar uzanan Kapalı Çarşı, dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşılarından biri.
Yaklaşık beş buçuk asırlık tarihiyle yalnızca bir alışveriş noktası olmanın ötesinde kültürel bir deneyim sunan Kapalı Çarşı, yılda ortalama 44 milyon ziyaretçiyi ağırlıyor. 42 bin metrekarelik alana kurulu çarşıda 62 sokak, 18 han, 2 bedesten ve 4 bine yakın dükkân bulunuyor.
Kapalı Çarşı’da halıdan mücevhere, baharattan deriye, antika eşyadan el sanatlarına kadar oldukça geniş bir ürün yelpazesi mevcut.
Kapalı Çarşı’ya girişler ücretsiz. Günün her saatinde yoğun olan çarşının birden fazla girişi bulunuyor ama sen daha sakin bir kapıyı tercih etmek istersen Nuruosmaniye Kapısı gibi giriş noktalarını kullanabilirsin. Kapılarını 08.30’da açan Kapalı Çarşı 19.00’da kapanıyor. Pazar günleri ve dinî bayramların ilk günleri kapalı olan çarşıyı diğer günlerde keyifle ziyaret edebilirsin.
Yerebatan Sarnıcı
Yerebatan Caddesi’nde yer alan Yerebatan Sarnıcı, İstanbul’un en mistik ve görkemli yeraltı yapılarından. 6. yüzyılda Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından şehrin su ihtiyacını karşılamak için inşa ettirilen sarnıç, halk arasında Yerebatan Sarayı olarak da biliniyor. 80.000 ton su depolama kapasitesiyle şehrin en büyük sarnıcı olan Yerebatan Sarnıcı, bu ismi suyun içerisinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunlardan alıyor.
Sarnıcın içerisinde her biri 9 metre yüksekliğinde 336 adet sütun bulunuyor. Birbirine yaklaşık 5 metrelik mesafede dikilmiş bu sütunlar, 28 sütun içeren 12 sıra meydana getiriyor. Bu sütunlardan en önemlisi ve en dikkat çekici olanıysa ters şekilde konumlandırılmış Medusa Başları.
Günümüzde müze olarak kullanılan Yerebatan Sarnıcı’nda zaman zaman önemli etkinlikler de düzenleniyor. Haftanın her günü 09.00-22.00 saatleri arasında ziyarete açık olan Yerebatan Sarnıcı, 18.30-19.30 saatleri arasında seans düzenlemesi nedeniyle ziyarete kapanıyor. Burada Müzekart’ın geçerli olmadığını da belirtelim.
Bilet fiyatlarıysa 2025 yılı için şu şekilde düzenlenmiş:
l 09.00-18.30 saatleri arasında:
l Yerli Ziyaretçiler: ₺350,
l Yabancı Ziyaretçiler: ₺1.500,
l Öğrenci: ₺90.
l 19.30-22.00 saatleri arasında:
l Yerli Ziyaretçi: ₺600,
l Yabancı Ziyaretçi: ₺2.400,
l Öğrenci: ₺400.

Süleymaniye Camii
Mimar Sinan’ın kalfalık eseri olan Süleymaniye Camii, 1551-1558 yılları arasında inşa edilmiş bir külliye. Yapı, 46 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nu yöneten ve imparatorluğun en uzun süre tahtta kalan padişahı olan, dünya çapında Muhteşem Süleyman olarak anılan Kanuni için inşa edildi. Bu eserin ilk taşını Şeyhülislam Ebusuud Efendi’nin koyduğu rivayet ediliyor.
Süleymaniye Camii İstanbul’un üçüncü tepesi olan Süleymaniye (Beyazıt) tepesinde yer alıyor. İstanbul’a hâkim bir konumda yer alan caminin avlusundan Haliç, Boğaz ve Marmara Denizi’nin panoramik manzarasını izlemek mümkün.
Klasik Osmanlı mimarisinin en önemli örneklerinden olan caminin, ikisi 3 ve diğer ikisi 2 şerefeli 75 metre yüksekliğinde 4 minaresi bulunuyor. Minarelerde bulunan toplam 10 şerefe Kanuni’nin 10. Osmanlı padişahı olmasını sembolize ediyor. Ana kubbesi 53 metre yüksekliğinde olan bu muhteşem yapının iki yarım, iki çeyrek ve on küçük kubbesi bulunuyor. Dışarıdan bakıldığında oldukça heybetli görünen caminin iç detayları da çağının çok ötesinde mimari özellikler taşıyor.
Camide, sesi kuvvetlendirmek için kubbenin içine ve köşelerine ağzı açık şekilde yerleştirilmiş 50 cm boyunda 64 küp bulunuyor. Bu küpler camide olağanüstü bir akustik oluşmasını sağlıyor. Camide bulunan 238 pencere sayesinde gün ışığı içeriye muazzam bir ahenkle giriyor.
Camideki hatlar ünlü hattat Ahmet Karahisari ve öğrencisi Hasan Çelebi tarafından yapılmış. Bu yazılardan birkaç tanesi dışında tamamı ayetlerden oluşuyor ve her bir yazının büyük bir ustalıkla işlenmiş olduğu açıkça görülüyor.
Minber ve mihrap, göz alıcı mermer işçilikleriyle, camide oldukça dikkat çeken yapılardan. Mihrabın hemen önüne düşen dış kısımdaki türbe Kanuni Sultan Süleyman’a, hemen yanındaki türbe de Haseki Hürrem Sultan’a ait. Birçok ziyaretçi için bu iki türbe en az cami kadar dikkat çekici.
Süleymaniye Camii yalnızca bir ibadethane değil, yaklaşık 6 bin metrekarelik alana kurulu büyük bir külliye. Döneminde medrese, kütüphane, doğum evi olarak kullanılan birçok bölümü de mevcut. 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilen Süleymaniye Camii, yalnızca Fatih’in değil aynı zamanda İstanbul’un da görülmesi gereken ilk yapılarından biri.
Cami ibadet saatleri dışında ibadethane kurallarına uygun olmak kaydıyla ziyarete açık. Burayı gördükten sonra cami bahçesinin dışında, İstanbul Müftülüğü’nün hemen yanında yer alan ve oldukça mütevazı görünen Mimar Sinan’ın türbesini de ziyaret etmeyi unutmamalısın.
Mısır Çarşısı
Şimdi seninle rengârenk ve bol baharat kokulu bir geziye çıkalım. Şimdiki durağımız Eminönü semtinde yer alan Mısır Çarşısı. 17. yüzyılda baharat ticareti için inşa edilen ve günümüzde de geleneksel pazar atmosferini koruyan Mısır Çarşısı, yaklaşık üç buçuk asırdır ayakta duran tarihî ve renkli bir alışveriş durağı.
1660 yılında IV. Mehmet’in annesi Turhan Sultan’ın emriyle başlayan çarşının inşası 1664 yılında tamamlanmış. Her ne kadar 17. yüzyılda Yeni Çarşı ya da Valide Çarşısı olarak anılsa da Mısır’dan alınan vergilerle inşa edilmesi ve dükkânlarda satılan ürünler zamanla bu ismi değiştirmiş. Çoğunlukla Mısır’dan gelen eşyaya ve baharatlara yer verilmesi nedeniyle 18. yüzyılın ortalarından itibaren burası Mısır Çarşısı olarak anılmaya başlanmış.
Çarşıda rengârenk lokumlardan çıtır çıtır kuru yemişlere, bitkisel ürünlerden mis kokulu baharatlara, farklı çay türlerinden el yapımı ürünlere kadar pek çok ürün buluyor. Mısır Çarşısı haftanın 7 günü 10.00-20.00 saatleri arasında açık ve girişler ücretsiz. Bayram tatilleri ve özel günlerdeki ziyaret saatleri içinse çarşının sosyal medya hesaplarını kontrol etmeni öneriyoruz.
Küçük bir hatırlatma: Eğer çarşıyı kalabalıklara karışmadan daha sakin bir günde gezmek istersen sabahın erken saatlerini tercih edebilirsin.

Gülhane Parkı
Tarihî Yarımada’nın Sarayburnu bölgesinde yer alan Gülhane Parkı, İstanbul’un en eski ve en romantik parklarından. Şehrin ortasında âdeta bir vaha olan park, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Topkapı Sarayı’nın dış bahçesi olarak kullanılıyormuş. Osmanlı’nın Batılılaşma hareketlerinde önemli bir adım olan Tanzimat Fermanı da 1839 yılında burada okunduğu için bu ferman Gülhane Hatt-ı Hümayunu olarak da anılmış. Adını içerisindeki güllerden alan bu alan, 1912 yılında park hâline getirilerek halkın kullanımına açılmış.
Yemyeşil ağaçları, rengârenk mevsimlik çiçekleri ve huzurlu atmosferiyle öne çıkan Gülhane Parkı’nın iki ana giriş kapısı var. Bunlardan biri Alemdar Caddesi’nde yer alan ve Sultanahmet Meydanı’na doğru uzanan kapı. Bu kapıdan girdiğinde hemen solunda sultanların resmigeçit törenlerini izlediği ve zarif yapısıyla dikkat çeken Topkapı Alay Köşkü’nü görebilirsin. Köşk içerisindeyse Ahmet Hamdi Tanpınar Müze Kütüphanesi’nin bulunduğunu söyleyelim.
Parka Sarayburnu tarafında bulunan kapıdan girdiğindeyse karşına harika bir fotoğraf çekme alanı olan “Gülhane” yazısı çıkacak. Burada fotoğraf çektirmeyi ihmal etmemelisin. Fotoğraf çektirdikten sonra parkın önemli yapılardan olan Gülhane Sarnıcı ve Gotlar Sütunu gibi yapıları da ziyaret edebilirsin.
Gülhane Parkı özellikle yaz aylarında son derece kalabalık oluyor. Nisan ayında gerçekleştirilen Lale Festivali zamanlarında burası âdeta bir renk cümbüşüne dönüyor. Pazartesiden pazara, 06.00-22.30 saatleri arasında ziyarete açık olan parka girişler ücretsiz.
İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi
Gülhane Parkı’nda keyifle gezebileceğin bir müze var: İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi. 24 Mayıs 2008 tarihinde Prof. Dr. Fuat Sezgin önderliğinde kurulan müze, İslam medeniyetinin bilim ve teknoloji dünyasına büyük katkı sağlıyor. Bu müzede Orta Çağ İslam âlimlerinin buluşlarını ve bilimsel eserlerinin kopyalarını interaktif olarak görebilirsin.
Bilim ve tarih meraklıları için eşsiz bir deneyim sunan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, haftanın her günü 09.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Müzekart’ın geçerli olduğu müzenin gişe kapanış saatiyse 18.00.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Fatih’te meşhur Osman Hamdi Bey yokuşunun üzerinde gözüne bir müze çarpacak: İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Topkapı Sarayı ve Gülhane Parkı’nın arasında kalan bu müze, dünyanın en zengin arkeolojik koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan üç binadan oluşuyor:
l Arkeoloji Müzesi,
l Eski Şark Eserleri Müzesi ve
l Çinili Köşk olarak bilinen bu üç yapının içerisinde Mezopotamya’dan Antik Yunan’a Roma’dan Osmanlı’ya kadar uzanan medeniyetlere ait binlerce eser sergileniyor.
Müzenin en dikkat çeken parçaları arasında İskender Lahdi ve Kadeş Antlaşması gibi nadide eserler yer alıyor. Eğer sen de tarihe ve sanata meraklıysan müzeyi mutlaka ziyaret etmelisin. Oldukça geniş bir coğrafyanın kültürel yapısına ışık tutan İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne girişlerde T.C. vatandaşları için Müzekart geçerli.
Haftanın her günü ziyarete açık olan müzeleri 09.00-18.30 saatleri arasında ziyaret edebilirsin. Gişe kapanış saatinin 17.30 olduğunu ve müzeleri rahatça gezebilmek için gezine sabah erken saatlerde başlaman gerektiğini unutmamalısın.
Sultanahmet Meydanı
İşte karşınızda İstanbul tarihinin kalbi Sultanahmet Meydanı! Ayasofya ve Sultanahmet Camii arasında uzanan bu tarihî ve turistik merkez, Bizans dönemindeki Hipodrom’un izlerini günümüze taşıyor. Dünyanın en önemli meydanlarından biri kabul edilen Sultanahmet Meydanı “At Meydanı” olarak da biliniyor.
Meydanda yer alan en önemli yapılar arasında Theodosius Sütunu olarak da bilinen Dikilitaş, Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun) ve Örme Dikilitaş yer alıyor. Meydanın Ayasofya’ya yakın olan kısmındaysa Kayzer Wilhelm Çeşmesi (Alman Çeşmesi) bulunuyor.
Çevresindeki müzeler ve tarihî yapılarla ziyaretçilerine zengin bir atmosfer sunan meydana girişler ücretsiz. Özellikle akşam saatlerinde yapılan ışıklandırmalarla bambaşka bir çehreye bürünen bu meydanda oturup bölgenin atmosferini solumak bile sana iyi gelecek!

Türk ve İslam Eserleri Müzesi
Şimdi seninle Sultanahmet Meydanı’ndaki Tarihî İbrahim Paşa Sarayı’nda yer alan Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne gidelim! İslam sanat eserlerinin toplandığı ilk Türk müzesi olma özelliği taşıyan bu müze, İstanbul’daki önemli kültür duraklarından biri. Müze, Osmanlı hatlarından farklı hat sanatı örneklerine, el yazmalarından çini ve seramik eserlere kadar İslam sanatı tarihinin tarihsel gelişimini gözler önüne seren geniş bir koleksiyona sahip. Aynı zamanda müzenin en iyi halı koleksiyonlarından birine de ev sahipliği yaptığını hatırlatmakta fayda var.
Farklı coğrafyalardan İslami sanat eserlerini bir araya getirmesiyle öne çıkan Türk ve İslam Eserleri Müzesi, 1984 yılında Avrupa Konseyi Yılın Müzesi Yarışması Jüri Özel Ödülü ve 1985 yılında UNESCO’nun Çocuklara Kültür Mirasını Sevdirme Ödülü gibi uluslararası ödüllere sahip.
Türk ve İslam Eserleri Müzesi Müzekart’la ücretsiz gezilebiliyor. Haftanın her günü 09.00-18.30 saatleri arasında ziyarete açık olan müzenin gişe kapanış saatiyse 17.30.
Alman Çeşmesi
Sultanahmet Meydanı’nın en önemli sembollerinden biri de Alman Çeşmesi. Zarif süslemeleri ve heykelleriyle dikkat çeken çeşme, 1901 yılında Alman İmparatoru II. Wilhelm’in II. Abdülhamit’i ikinci ziyareti anısına inşa ettirilmiş. Tüm parçaları Almanya’da hazırlanan çeşme İstanbul’da birleştirilmiş. Oldukça değerli malzemelerle yapılan çeşme, Türk çeşme mimarisine aykırı olarak tamamen neo-Bizans tarzında inşa edilmiş.
Sekizgen biçimindeki çeşmeyi, sekiz yeşil sütun taşırken bu sekiz kemerin üzerinde bakır kaplı bir kubbesi bulunuyor. Batı kanadından mermer bir merdivenle çıkılan dehlizi, orta kısımdaki haznenin etrafını sarıyor. Mermer kaidenin her bir yüzünde, tunç oymaları olan musluklarla suların aktığı geniş yalaklar yer alıyor. Altın mozaiklerle kaplı iç sathındaysa II. Abdülhamit’in tuğrası bulunuyor. Meydanın görkemine katkıda bulunan bu çeşmeyi ücretsiz görebilirsin.
Dikilitaş, Yılanlı Sütun ve Örme Sütun
Sultanahmet Meydanı’nda dikkatini üç dikilitaş çekecek. Bu taşlar Bizans dönemindeki antik Hipodrom’dan kalan en önemli tarihî eserler olan Dikilitaş, Yılanlı Sütun ve Örme Sütun. Her biri farklı dönemlerden gelen ve meydanın zengin tarihini gözler önüne seren bu taşlar günümüzde de yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı.
Dikilitaş olarak bilinen Theodosius Obeliski, Antik Mısır’dan getirilmiş ve Roma İmparatoru Theodosius döneminde dikilmiş anıtsal bir yapı. Meydanın güney kısmında yer alan, MÖ 15. yüzyılda yaptırılmış anıt 357 yılında Nil Nehri üzerinden İskenderiye’ye oradan da 390 yılında İstanbul’a getirilmiş. Kırmızı Asvan granitinden yapılan anıt meydanın önemli sembollerinden biri hâline gelmiş.
Yılanlı Sütun da yine Sultanahmet Meydanı’nda yer alan, birbirine dolanmış üç piton yılanının tasvir edildiği, bronzdan yapılmış bir Antik Yunan anıtı. Delphi’deki Apollon Tapınağı’ndan getirilen ve Persler’e karşı kazanılan zaferin anısına dikilen bu anıtın yılan başlarından ikisi kayıpken üçüncüsüyse İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergileniyor.
Meydanda bulunan Örme Sütun veya Konstantin Sütunu’ysa Bizans dönemine ait bir anıt. Yılanlı Sütun ve Dikilitaş’ın ortasında yer alan bu sütun VII. Konstantinos tarafından yaptırılmış. Birçok Osmanlı minyatüründe de görülen bu sütun için Osmanlı döneminde yeniçerilerin üzerine tırmanarak çevikliklerini gösterdiği söylenir.
Bu üç anıt Bizans döneminde, imparatorluğun diğer şehirlerine olan mesafelerinin ölçüldüğü başlangıç noktası olarak kullanılmış. Meydanda ücretsiz görebileceğin bu anıtların fotoğraflarını çekmeyi unutma deriz!
Kariye Camii
Doğu Roma İmparatorluğu döneminde büyük kompleks olan Khora Manastırı’nın merkezini oluşturan, eşsiz mozaikleriyle ve freskleriyle öne çıkan gizli bir hazine: Kariye Camii. 4. yüzyılda inşa edilen, 14. yüzyılda etkileyici mozaikler ve fresklerle süslenen bu yapı Osmanlı döneminde camiye dönüştürülmüş ve Khora ismi Türkçeleşerek Kariye olmuş.
1511 yılında camiye dönüştürülmesinin ardından 1945 yılında müzeye dönüştürülen Kariye Camii, 2020 yılında yeniden cami olarak hizmet vermeye başladı. Yaklaşık 4 yıl süren kapsamlı bir restorasyon çalışmasından sonra 2024 yılında ibadete ve ziyaretçilere açılan Kariye Camii’nde yer alan “Diriliş” ve “Kıyamet” temalı mozaik ve freskler sanat tarihi açısından büyük öneme sahip.
Camiye girişler T.C vatandaşları için ücretsiz ancak yabancı turistler camiyi ücretli şekilde ziyaret edebiliyor. İbadet saatleri dışında ziyarete açık olan cami haftanın her günü 09.00-18.00 saatleri arasında görülebiliyor.
Fatih Camii ve Külliyesi
Fatih’te gidilecek mekânlar içerisinde en önemlilerinden biri de Fatih Camii ve Külliyesi. Fatih Sultan Mehmet tarafından 1470 yılında yaptırılan bu cami ve külliye sadece bir ibadethane değil aynı zamanda medrese, hastane, kütüphane ve aşevi gibi yapıları barındıran bir kompleks. Mimar Atik Sinan tarafından yapılmış bu külliye, erken dönem Osmanlı mimarisinin sade ama etkileyici özelliklerini taşıyor. Fatih Camii, Süleymaniye Camii’ni hariç tutarsak kendisinden önce ya da sonra erişilememiş bir sanat düzeyine sahip.
Fatih Camii’nin ilk hâli 1470 yılında tamamlanmış olsa da 1509 yılındaki depremle hasar görmüş. II. Bayezid tarafından onarılan yapı 1766 yılındaki depremde de büyük bir hasar almış ve geçirdiği onarımdan sonra ilk görünümü baştan aşağı değişmiş. Günümüzde caminin ilk hâlinden bugüne yalnızca şadırvan avlusunun üç duvarı, şadırvanı, taç kapısı, mihrabı, birinci şerefeye kadar minareleri ve çevre duvarlarının bir kısmı kalmış.
Caminin avlusunda Fatih Sultan Mehmet’in türbesi bulunuyor ve bu türbe ziyaretçiler için önemli noktalardan biri. Günümüzde hâlâ ibadete açık olan Fatih Camii ücretsiz ziyaret edilebiliyor.

Yeni Camii
Osmanlı tarihinin en uzun sürede tamamlanan camisini ziyaret etmek ister misin? 1597-1665 yılları arasında inşa edilen Yeni Camii’nin inşasına Sultan III. Murad’ın eşi Safiye Sultan’ın emriyle başlanmış ancak çeşitli olaylar neticesinde tamamlanması IV. Mehmet’in annesi Turhan Hatice Sultan döneminde gerçekleşmiş.
İnşası başladığında denizin kıyısında yapılması düşünülen cami, inşası tamamlandığında denizin doldurulmasıyla şehrin içinde kalmış. Eminönü’nde bulunan; büyük avlusu, zarif kubbeleri ve etkileyici minareleriyle Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden olan Yeni Camii’nin iç mekânı da kesinlikle görülmeye değer güzelliklerle dolu. İbadet saatleri dışında ziyaretlere açık olan camiye girişler ücretsiz.
Rüstem Paşa Camii
Eminönü’nün çarşı bölgesinde yer alan Rüstem Paşa Camii, Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı ve sadrazamı Rüstem Paşa adına Mimar Sinan’a yaptırılmış. Osmanı mimarisinin en güzel ve etkileyici örneklerinden biri olan caminin iç mekânını süsleyen yoğun ve kaliteli İznik çinileriyse yapının dikkat çekici özelliklerinden. Çinilerle benzersiz bir estetiğe kavuşmuş olan cami âdeta bir mücevher kutusunu andırıyor.
İç mekânıyla başını döndürecek bu caminin dış görünümü de oldukça etkileyici. Özellikle hava karardıktan sonra ışıklandırmalarıyla muazzam bir manzara sunan Rüstem Paşa Camii, ibadet saatleri dışında ziyarete açık ve camiye girişler ücretsiz.
Fener-Balat Semtleri
Fatih’in Haliç kıyısında yer alan Balat ve Fener semtleri, İstanbul’un çok kültürlü ve tarihî dokusunu en iyi yansıtan rotalardan biri. Son dönemde oldukça popüler gezi noktaları hâline gelen bu semtler dar sokakları, rengârenk cumbalı evleri, eski Rum kiliseleri ve sanatla iç içe geçen kafeleriyle ziyaretçileri kendine çekmeyi başarıyor.
Tarihsel süreçte Fener’de Rumların, Balat’taysa Yahudilerin yoğun olarak yaşaması bu iki semte kozmopolit bir yapı kazandırmış. Buralarda harika fotoğraf çekimleri yapabilir, antika dükkânlarını keşfedebilir, sanat galerileri ve yerel el sanatları mağazalarında keyifli vakit geçirebilirsin.
Fener Rum Patrikhanesi (Aya Yorgi Kilisesi) ve Fener Rum Erkek Lisesi gibi yapıları, Balat’ın meşhur renkli ve cumbalı evlerinin salındığı Merdivenli Yokuş Sokak, Balat Çarşısı ve Agora Meyhanesi gibi noktaları da mutlaka görmeni tavsiye ederiz.
Fener-Balat semtlerine Eminönü’nden kalkan otobüs ve dolmuşlarla kolayca ulaşabilirsin. Ücretsiz gezebileceğin semtleri arşınladıktan sonra Haliç’in kıyısında harika bir yürüyüş yapabilir ve gün batımında eşsiz manzaralara şahit olabilirsin.

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi
Fener semtinde yer alan önemli yapılardan biri Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi. Hristiyan Ortodoksluğunun dünya çapındaki en önemli dinî merkezlerinden olan patrikhanenin kökleri 4. yüzyıla kadar uzanıyor. Bizans İmparatorluğu döneminden itibaren Doğu Ortodoks Kilisesi’nin ruhani merkezi olan bu yapının en önemli ögelerinden biri kilise kısmında yer alan kutsal sütun.
Patrikhanede iki usta tarafından özenle yapılmış ve 30 yılda tamamlanmış olan ikon takımlarının yer aldığı bölümler, mimari ve sanatsal açıdan oldukça değerli. Yalnızca tarihî ve dinî önemiyle değil, görkemli mimarisiyle de ziyaretçilerini büyüleyen patrikhaneye girişler ücretsiz. Patrikhaneyi hafta içi ve cumartesi günleri 08.30-16.00, pazar günleriyse 12.30-16.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsin.
Fener Rum Erkek Lisesi (Kırmızı Mektep)
Fener semtinin en ilginç yapılarından biri Kırmızı Mektep olarak da bilinen Fener Rum Erkek Lisesi. İkonik mimarisiyle öne çıkan ve 1454 yılında kurulan yapı, Osmanlı dönemindeki en önemli eğitim merkezlerinden biriydi.
Döneminde “Patrikhane Akademisi” olarak isimlendirilen Kırmızı Mektep, kırmızı tuğlalardan yapılmış ve çeşitli restorasyonlarla bugünkü görünümüne kavuşmuş. Semtin silüetinde önemli bir öge olan yapı, dışarıdan ziyaretçilere kapalı. Ancak dışarıdan görmek ve eşsiz fotoğraflar çekmek için burayı ziyaret edebilirsin.
Stevi Stefan Bulgar Kilisesi (Demir Kilise)
Balat’ta, Haliç’in kıyısında yer alan Stevi Stefan Bulgar Kilisesi, dünya üzerinde demirden yapılmış tek Ortodoks kilisesi olma özelliğine sahip. Bu nedenle Demir Kilise olarak da anılan yapı, 19. yüzyılda Sultan Abdülaziz’in özel izniyle inşa edilmiş. Kilisenin döküm parçalarının Viyana’da yaptırıldıktan sonra Haliç kıyısında birleştirilmiş olması yapıya eşsiz bir özellik kazandırmış.
Haliç’in tarihî silüetinin önemli bir parçası olan bu ihtişamlı yapı, üç kubbeli ve haç şeklinde bir mimariye sahip. İç mekânında yer alan zengin süslemelerle de dikkat çeken yapının içerisindeki kilise eşyası ve ikonlar da tarihsel açıdan oldukça önemli. Kiliseyi haftanın her günü 09.00-17.00 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edebilirsin.
Bozdoğan (Valens) Su Kemeri
Fatih’te Atatürk Bulvarı üzerinde, Roma ve Bizans dönemlerinden günümüze ulaşan görkemli bir su kemeri bulunuyor: Bozdoğan (Valens) Su Kemeri. 4. yüzyılın sonlarında Bizans İmparatoru Valens tarafından şehrin su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa ettirilen bu kemer, günümüzde şehrin silüetine güzellik katan etkileyici bir tarihî yapı.
İstanbul’un önemli sembollerinden olan, birçok dizi ve filmde de gördüğün bu kemer 971 metre uzunluğunda ve tepe noktası yaklaşık 29 metre. İstanbul’un en işlek caddelerinden birinin üzerinde yer alıyor. Gece ışıklandırmalarıyla da bambaşka bir görünüme kavuşan bu yapıyı kesinlikle görmelisin.

Beyazıt Meydanı
Tarihî Yarımada’nın en eski ve büyük meydanlarından olan Beyazıt Meydanı, Osmanlı döneminde saray ve devlet binalarına yakınlığı nedeniyle oldukça önemli bir konuma sahipti. Günümüzde de İstanbul Üniversitesinin ana binası, Beyazıt Devlet Kütüphanesi ve Beyazıt Camii gibi önemli yapıları barındırıyor.
Meydan, tarihî hanlar ve çarşılarla çevrili olduğu için oldukça canlı bir atmosfere sahip. Kapalı Çarşı gibi önemli noktalara yakınlığı meydanı turistik bir cazibe merkezi hâline getiriyor. Ücretsiz girebileceğin meydanda oturarak bir çay molası verebilir ve tarihî atmosferi içine çekerek keyifli zaman geçirebilirsin.
Beyazıt Camii
İstanbul’da mutlaka görülmesi gereken camilerden bir diğeri de Beyazıt Meydanı’nda yer alan Beyazıt Camii. Sultan II. Beyazıt döneminde, 1500-1505 yılları arasında inşa edilen cami, Türk mimarisinin en önemli örneklerinden. İç mekânında yer alan eşsiz Osmanlı süslemeleri ve çini işlemeleriyse camiye olağanüstü bir atmosfer kazandırmış.
Dört fil ayağı üzerine oturtulmuş bir ana kubbe, mihrabın sağ ve solunda kalan iki yarım kubbe ve tüm bunların iki yanında yer alan dörder adet yan kubbeden oluşan yapı, ihtişamıyla dikkat çekiyor. İbadet saatleri dışında ziyaretçilere açık olan camiyi ücretsiz gezebilirsin.

Sahaflar Çarşısı
Beyazıt Meydanı’nda bulunan Sahaflar Çarşısı, şehrin tarihî ve kültürel atmosferini yansıtan geleneksel bir ikinci el antika ve kitap pazarı. Burada tarih, sanat, arkeoloji, din ve felsefe gibi birçok konuda nadir ve eski kitapları bulabilirsin. Sahaflar Çarşısı hafta içi ve cumartesi günleri 07.30-19.00, pazar günleri 09.30-17.30 saatleri arasında açık.
Yedikule Hisarı
Yedikule Hisarı Türkiye’nin en eski açık hava müzelerinden biri. İnşası 413 yılında, Bizans İmparatoru II. Theodosius tarafından şehir surlarının içerisinde başlayan, 1457 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yedi kuleyle tamamlanan Yedikule Hisarı, tarih boyunca şehir kapısı, savunma noktası, hapishane, hazine deposu ve hayvanat bahçesi gibi çeşitli amaçlarla kullanılmış.
Genç Osman gibi önemli tarihî figürlerin burada hapsedilmesi nedeniyle “Yedikule Zindanları” olarak da anılan hisar, Cumhuriyet Dönemi’nde müze hâline getirilmiş ve çeşitli restorasyonlarla güçlendirilmiş.
Yedikule Hisarı, pazartesi günleri dışında haftanın diğer günleri 09.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Ziyaretten önce web sitesi üzerinden online rezervasyon yapılması gerekiyor. Bilet ücretleriyse 2025 yılı için tam ₺50, öğrenci ₺20, yabancı turist ₺250 olarak belirlenmiş.
Şehzade Camii
Şehzadebaşı Caddesi üzerinde, Mimar Sinan’ın eserlerinden biri olan Şehzade Camii bulunuyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın genç yaşta vefat eden oğlu Şehzade Mehmet için 1543-1548 yılları arasında yaptırdığı cami yalnızca bir ibadethane değil imaret, tabhane, medrese ve mektepleri de içeren bir külliye.
Beş kapıdan girilen, duvarları pencereli avluları, kare şeklindeki planı, dört fil ayağı üzerine oturtulmuş büyük kubbesi ve Şehzade Mehmet başta olmak üzere önemli tarihî figürlerin türbeleriyle Şehzade Camii, görülmesi gereken önemli mimari eserlerden. İbadet saatleri dışında ücretsiz gezebileceğin bu camiyi gezi rotana mutlaka eklemelisin.
Tekfur Sarayı
Tekfur Sarayı İstanbul’da ayakta kalan nadir Bizans saray kalıntılarından. Bizans mimarisine ait önemli ipuçları veren ve tarihî dokusunu korumayı başaran bu yapının 10. yüzyılda Bizans İmparatoru Porfirogenetos tarafından inşa ettirildiği biliniyor. Fetihten sonra bir dönem harabe olarak kalan saray 17. yüzyılın sonlarında hayvanat bahçesi olarak kullanılmış. 18. yüzyılda seramik imalathanesi olarak kullanılan mekân 19. yüzyıldaysa şişe ve cam imalathanesine dönüştürülmüş.
Tekfur Sarayı’nı önemli kılan özelliklerden biri de ünlü Kaşıkçı Elması’nın buradaki bir çöplükte bulunmuş olması. Günümüzde hâlâ kazı çalışmalarının devam ettiği saray, haftanın her günü 09.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Müzekart’ın geçerli olmadığı Tekfur Sarayı’na giriş için 2025 yılında tam bilet ₺50, öğrenci bileti ₺25 ve yabancı turist biletleri ₺300 olarak ücretlendirilmiş.
Binbirdirek Sarnıcı
Fatih’te ilginç ve gizemli bir sarnıç daha bulunuyor: Binbirdirek Sarnıcı! İstanbul’un en önemli Bizans dönemi yeraltı sarnıçlarından olan yapı, etkileyici ve gizemli atmosferiyle ziyaretçilerine farklı bir deneyim sunuyor. Sarnıcın içerisinde 16 sıra hâlinde 224 mermer sütun yer alıyor. Bu sütunlardan 212 tanesi günümüze kadar gelebilmiş.
Osmanlı döneminde ipek ve iplik atölyesi olarak kullanılan Binbirdirek Sarnıcı günümüzde modern bir etkinlik alanı olarak kullanılıyor. Düğünlerden sergilere, özel davetlerden workshop’lara kadar çeşitli etkinliklerin düzenlendiği Binbirdirek Sarnıcı’na girişlerde Müzekart geçerli değil. Bilet fiyatlarının 2025 yılı için yerli turistlere ₺120, öğrencilere ₺55 ve yabancı turistlere ₺495 olarak belirlenmiş. Sarnıcı 10.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsin.
Mahmutpaşa Çarşısı
Alışverişi sevenler için Fatih’teki bir başka durak da Kapalıçarşı’nın hemen yanında yer alan Mahmutpaşa Çarşısı. Ağırlıklı olarak ayakkabı, giyim ve tekstil ürünlerinin satıldığı bu çarşı oldukça canlı bir ticaret bölgesi. Kendine özgü esnaf kültürüyle öne çıkan çarşı, uygun fiyatlı bir alışveriş merkezi olma özelliğini de taşıyor.
İstanbul’un geleneksel alışveriş alışkanlıklarının günümüze yansımasıyla öne çıkan bu çarşıyı rahat rahat gezmek istersen kalabalıkların daha az olduğu sabah saatlerini tercih edebilirsin.
Arasta Çarşısı
Sultanahmet Meydanı’nın yakınında bulunan Arasta Çarşısı, özellikle tarihî ve geleneksel el sanatları ürünlerinin satıldığı şirin bir yer. Arasta Çarşısı’nda yöresel hediyelik eşyadan takılara, halılardan kilimlere birçok otantik ürün bulabilirsin.
Sultanahmet Camii ve diğer turistik noktalara yakın olması sayesinde kolayca ulaşabileceğin bu çarşıya girişler ücretsiz. Eski Bizans kalıntılarının üzerinde kapsamlı bir onarımdan geçtikten sonra yapılan ve oldukça farklı bir atmosferi olan Arasta Çarşısı’nı her gün 09.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsin.
Fatih Kadınlar Pazarı
Şimdi de Valens Su Kemeri’nin hemen altında, İtfaiye Caddesi’nin üzerinde yer alan ve Küçük Siirt olarak da bilinen Kadınlar Pazarı’na gidelim. Eski zamanlarda köle kadın ticaretinin yapıldığı ve bu nedenle pazarın Avrat Pazarı olarak anıldığına dair rivayetler var.
Tarihî ve kültürel açıdan zengin bir gastronomi ve alışveriş noktası olan pazarda özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin yöresel ürünlerini bulabilirsin. Büryan kebabı, perde pilavı, içli köfte gibi lezzetlerin yer aldığı ve bıttım sabunu gibi ürünlerin olduğu bu pazar New York Times tarafından “Avrupa’daki En Gözde 12 Cadde” listesine de dâhil edilmiş.
Samatya
Şimdi seninle Fatih’in en özel semtlerinden birine gidelim. Samatya; kökleri Bizans dönemine kadar uzanan, tarihî ve kültürel zenginlikleriyle öne çıkan bir semt. Resmî adı Kocamustafapaşa olmasına rağmen halk arasında Samatya olarak anılan semtin adı Yunanca “kumlu” anlamına gelen “psamathion” kelimesinden türemiş. Uzun yıllar Ermeni ve Levanten nüfusunu ağırlamış olan semtte doğal olarak çok kültürlü bir yapı oluşmuş.
Sokaklarının tarihî yapıları, eski evleri, Surp Kevork Ermeni Kilisesi gibi kiliseleri, camileri ve hamamlarıyla tarihin izlerini günümüze taşıyan Samatya aynı zamanda Nuri Bilge Ceylan’ın ödüllü filmi “Üç Maymun”un çekildiği yer.
Kumkapı
Fatih’in Marmara Denizi’ne kıyısı olan semti Kumkapı’ya gidiyoruz. Bizans döneminde liman olarak kullanılan ve eski adı Kontoskali olan bu semt, yakın zamana kadar yoğun bir Ermeni nüfusuna ev sahipliği yapıyordu. 1641 yılından beri Türkiye Ermenileri Patrikliği’nin de ruhani merkezi olan semtte Meryem Ana Patrik Kilisesi gibi önemli dinî yapılar yer alıyor. Kumkapı’ya gittiğinde semtin en önemli noktalarından olan Kumkapı Balıkçılar Çarşısı’nı ve taze deniz ürünleriyle ünlü balık restoranlarını mutlaka ziyaret etmelisin.
Molla Zeyrek Camii
İstanbul’un fethinden sonra manastırdan camiye çevrilen yapılardan biri de Molla Zeyrek Camii. Bu Bizans yapısı, 1118-1124 yılları arasında Bizans İmparatoru II. Ioannis ve ailesi tarafından inşa ettirilen Pantokrator (Yüce İsa) Manastırı Kilisesi. Kütüphane, hastane ve kilise gibi bölümleri içeren bu kompleks Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye ve medreseye çevrilmiş. Bu nedenle hem Bizans hem Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyor.
1986 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınan Molla Zeyrek Camii, bulunduğu semte de ismini vermiş. Zeyrek veya Zeyrekhane olarak anılan semte gittiğinde bu camiyi mutlaka görmelisin. Eğer kısa bir mola vermek istersen Tarihî Yarımada ve Haliç manzarası eşliğinde kahve içebileceğin seyir teraslarına da gidebilirsin.

Yavuz Sultan Selim Camii
Fatih’in Balat semtinde, İstanbul’un silüetine hâkim bir tepede yükselen Yavuz Sultan Selim Camii, Mimar Sinan’ın eserlerinden biri. Kanuni Sultan Süleyman tarafından babası Yavuz Sultan Selim adına inşa ettirilen cami, Mimar Sinan’ın estetik anlayışını ve mükemmeliyetçiliğini hem iç hem dış süslemelerinde yansıtır.
Büyük kubbesi ve minareleriyle İstanbul’un birçok semtinden görülebilen cami oldukça geniş bir avluya sahip. Caminin yer aldığı tepeden İstanbul Boğazı’nın ve şehrin eşsiz manzarasını keyifle izleyebilirsin. İbadet saatleri dışında ziyarete açık olan camiye girişlerse ücretsiz.
Tarihî Vefa Bozacısı
Fatih’in en güzel semtlerinden olan Vefa’da karşına harika bir mekân çıkacak: Tarihî Vefa Bozacısı. 1870’li yıllardan günümüze boza geleneğini yaşatan ve köklü bir lezzet durağı olan Tarihî Vefa Bozacısı, yolculuğuna Hacı Sıddık Bey ile başlamış. Günümüzde dördüncü kuşak aile üyeleri tarafından devam ettirilen bu gelenek, özellikle kış aylarında birçok kişiyi kendine çekiyor.
Eğer sen de Fatih gezin sırasında içini ısıtacak otantik bir deneyim ararsan buraya mutlaka uğramalısın. Her gün 10.00-22.00 saatleri arasında açık olan Tarihî Vefa Bozacısı’nı, boza içmesen bile görmeye gitmeni öneririz.