Roma ya tek başına ya da “Roma, Floransa, Venedik” şeklinde üçlü paket olarak ziyaret edilir genelde. Milano’nun bu ekibe nadiren katıldığını görürüz. Bunun birden çok sebebi var tabii. Bizi güldürürken düşündüren sebepler de işte tam olarak bunlar. Çok görkemliler, çok albenililer, çok cezbediciler ama bambaşka yönleriyle…
Hem bu iki şehrin karakteristik özelliklerinden hem de -belki sizlerin de çevrenizde şahit olduğunuz- bu şehirlerin sevdalısı olan insanlardan yola çıkarak keskin farkları ortaya koyduk ve sorduk, sizin şehriniz hangisi; Roma mı Milano mu?
1- Roma Sultanahmet’tir; en özel yapılar, en İtalyan işi aksiyonlar buradadır. Macuncusu, şerbetçisi, lokumcusu nasıl hayatımızın bir parçası değilken turistlerin en renkli hatıraları arasına giriyorsa Roma da gladyatörüyle, kılıcıyla, kalkanıyla o haldedir. Ama Ayasofya, Topkapı Sarayı, sarnıçlar, dikilitaşlar Sultanahmet’i yurdun en büyük mirası da yapar ayı zamanda. Gladyatörle fotoğraf çektirmezsiniz belki ama bu, Colesseum’u görmeden geçeceğiniz anlamına gelmez.

Milano Nişantaşı’dır; zengin muhitidir. Modanın kalbi de orada atar, kokusu da oradan çıkar. O dünyadan içeri giren bir pişman, girmeyen bin pişman. Renkli ve gösterişli bir hayat akıp gider, sokaklarında ünlüler gezer. Gördüklerinizin ne kadarı gerçek ne kadar yalan anlamazsınız bile. Yalnızca büyülenirsiniz, heyecanlanırsınız, nefesiniz kesilir. Burada yaşamak mı iyi buraya gelip gitmek mi karar veremezsiniz. Aklınızın bir köşesine takılır kalır öylece.

2- Roma mesai saatinin bitmesini bekleyen memurdur; işini tam ve kusursuz yapar o ayrı. Ama neden bir dakika daha fazladan kalsın ki? Ne olursa olsun hep yerinde sayacakmış gibi bir ruh hali vardır. Daha çok çalışsam da daha çok kazanamam ya da terfi edemem gibi bir mantalitesi vardır. Yine de hayatı renksiz sayılmaz. Kendince zevkleri, hobileri ve zaman ayırdığı şeyler vardır.

Milano rüyasında bile üretmeye devam eden bir tasarımcıdır; onun için yaptığı iş bir iş değil, bir yaşam biçimidir. Bunu da her şeyiyle yansıtır. Yaşadığı gibi yaşatır ve 7/24 yeni fikirler peşindedir. Eski ve köhne olan bir şey varsa bile ya onu hayatından çıkarır ya da “vintage” der, bunun da ekmeğini yer. Milano yapıyorsa doğrudur, Milano öyle dediyse öyledir, Milano’ya yakışmış ama bizim boyumuz kısa bize yakışmaz!

3- Roma pizza margheritadır; çok lezzetlidir, özdür, hikayesi özeldir. Herkes yer; zengini de fakiri de… İncelikleri vardır muhakkak ama herkesin yapabildiği bir şeydir. Evde anneler de yapar atıştırmak için, en lüks restoranlarda da servis edilir. Felsefesi basit, manası derindir.

Milano black risotto de la kalamare’dir; adıyla korkutur daha en başında. Her yerde bulunmaz. Bulunsa bile herkes yemeye cesaret edemez. “Bu yemek neden siyah, risotto pirinçse, kalamarın burada işi ne?” gibi sorular aklınızı kurcalıyorsa zaten siz bu dünyaya çok uzaksınız. Yok eğer sanki ailenizde nesilden nesile aktarılan bir gelenekmiş gibi hiç yadırgamadan çatal daldırıyorsanız o iş tamam.

4- Roma anneanne evidir; her şey eskidir ama tertemiz ve çiçek gibidir. Gece yatıya kaldığınızda beyaz sabun kokulu çarşaflarla bir anda çocukluğunuza dönersiniz. Huzur içinde uyursunuz. Öyle gidip görmezsiniz belki ama sık sık arar halini hatrını sorarsınız. Kıymetlinizdir o sizin. Aile ne kadar birbirinden kopsa, dağılsa da yine o çatı altında toplanıldığında her şey kaldığı yerden devam eder.

Milano akıllı ev sistemi olan bir residence’ın çatı katıdır; burada arada sırada onda kaldığınız üst düzey yönetici bir arkadaşınız yaşar. Dekorasyonunu ya bir iç mimar yapmıştır ya da öyle sanılsın diye çok çaba harcanmıştır. Hiç oynama yapmadan fotoğraflarını çekip bir dekorasyon dergisine basabileceğiniz niteliktedir. Şıktır, manzarası enfestir. Yuva sıcaklığı yoktur ama burada yaşayanın da öyle çok fazla yuva sıcaklığına ihtiyacı yoktur.

5- Roma’ya uçak bileti almak arkeolojik kazıya katılmak üzere hazırlık yapmak gibidir; biraz mistik bir havası vardır, biraz da adrenalin barındırır. Daha önce gittiyseniz bile her seferinde farklı şeylerle karşılaşacağınızı bilmenin heyecanını yaşarsınız. Öncesinde araştırma yapmak, hazırlanmak gerekir. Her şeyi anlamak ve sindirmek için yavaş hareket etmeniz gerekir. Ancak bu şekilde hakkını verebilirsiniz.

Milano’ya uçak bileti alma fikri hakkında çok düşünmeye gerek yok, tam olarak moda haftasına hazırlanmak gibidir diyebiliriz. Acaba kimlerle karşılaşırız, nasıl bir organizasyon hazırlandı, hangi gün ne giysek, hangi tasarımcıların defilelerine katılsak, yemeği nerelerde yesek, aman buraları ihmal etmeyelim derken rüzgar gibi geçer gider, etkisi gelecek seneye kadar devam eder.
