Kim demiş zamanda yolculuk yapılmıyor diye? Hiç inanmayın siz öyle şeylere, çünkü bizzat ben geçen hafta sonu, MÖ 3000 yıllarına kadar uzanan bir zaman diliminde, Hititlerden Selçuklulara, Bizans’tan Osmanlı’ya kadar birçok uygarlığın yaşadığı topraklardaydım.

Adını duyar duymaz şirin ve samimi ahşap evlerini hatırladığımız müze kent Safranbolu’dan bahsediyorum. Peki bu güzel ilçenin ismi geçtiğinde aklımızda sadece cumbalı ahşap evlerin canlanması yeter mi sizce? Safranbolu Turu sonrası bu sorunun cevabını hiç düşünmeden verebilirim: ASLA!

Evlerin ardındaki insanların yaşam tarzları, birbirleriyle konuşmadan hatta bakışmadan anlaşabilmek adına geliştirdikleri çeşitli yöntemler, halkın paylaşımcı duygusu ve binlerce yıl öncesine dayanan bir tarihin kalıntıları…

Homeros’un İlyada destanında Paflagonya olarak belirtilen bölgede bulunan Safranbolu, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, dolayısıyla ‘Dadybra, Zalifre, Taraklı, Zagfiran Benderli, Borglu ve Zağfiranbolu’ gibi çeşitli isimlerle anılmıştır. Safranbolu, adını bölgede yetişen nadir ve değerli bir bitki olan safran çiçeğinden alır.

Safranbolu, 1994’te UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmış olup, Türkiye’de bulunan ve korunması gereken yaklaşık 50.000 kültür varlığının 1.125’ini barındırdığından müze kent durumundadır.

Yörük Köyü sokakları

Yörük Köyü sokakları

1392 yılında Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlılara geçen Safranbolu, 17. yüzyılda İstanbul-Sinop kervan yolu üzerinde önemli bir konaklama noktası olması sebebiyle, kültürel ve ekonomik açıdan oldukça gelişmiştir. Osmanlı döneminden kalma han, hamam, çeşme, cami, köprü ve konaklar kendine hayran bırakacak niteliktedir. Ünlü Safranbolu evleriyle 18. ve 19. yüzyıldaki aile yapısını, değerlerini, kültürlerini ve teknolojilerini görüp, günümüze kadar gelmiş yapılardan en nadide ve değerlileri arasında olan Sipahioğlu Konağı’nın içine, dışına ve hikayesine bayılacaksınız.

Cinci Han

Cinci Han

Yörük Köyü ile başlayan turumuzda, ilk olarak sağlı sollu evlerin bulunduğu dar yollardan yürürken, her 5-10 adımda bir durup, rehberimizin engin bilgileri ile zamanın değerlerini oturtmaya çalıştık kafamızda. Neden bazı evlerin çatılarında geyik kafası ve boynuzu var, kapı tokmaklarına asılan birbirine bağlanmış veya bağlanmayıp uzun bırakılmış ipler ne manaya geliyor ve hatta neden evlerin kapılarında 3 tane tokmak bulunuyor? Hepsinin cevabını rehberimizin masalsı anlatımında bulabilirsiniz.

Yörük Köyü'nde iki tokmaklı kapı

Yörük Köyü’nde iki tokmaklı kapı

Hepsi tabii ki aile yapılarıyla ilgili ama yine de şu an duyunca bize çok yabancı ve şaşırtıcı geliyor. Size bir sır vereyim mi? Biri size dış kapının dış mandalı dediğinde sakın alınmayın, çünkü bu tabirin kökeni oldukça olumluymuş aslında. Şimdiye kadar kafamda hep çamaşır mandalı gibi hayal ettiğim dış kapının dış mandalını bizzat tarihi evlerin kapılarında gördüm ve hayal gücüme hayran kaldım.

Gezimize, Yörük Köyü’nün en eski evlerinden, 300 yıllık Sipahioğlu Konağı‘nın içini dolaşarak devam ediyoruz. Köyün tamamında olduğu gibi bu evde de manzarası en güzel ve ışığı en bol olan oda, en önemli oda konumunda.

Sipahioğlu Konağı'nın aydınlık odası

Sipahioğlu Konağı’nın odalarından biri

Misafirlerin ağırlandığı odada ise tavana asılı olan 125 senelik cam küre, gündüzleri dışarıdan gelen ışığı yansıtarak tüm odayı aydınlatıp, akşamları gaz lambasının ışığı ile doğal bir ampul görevi görüyormuş. Bütün odaların rengarenk tavan desenleri bir diğerinkinden farklı olup, her çizimin bir anlamı var. 1878 senesinde yapılmış duvar süslemeleri ve işlemelerinde karanfil, bereket ve bolluğun simgesi olarak da kavun, karpuz ve üzüm gibi meyveler bolca kullanılmış.

125 senelik cam küre

125 senelik cam küre

Yörükler, Bektaşi kültürü ile yetiştiklerinden evlerin içinde Bektaşi kültürü ve felsefesine ait figürler bulunuyor. Bir başka odanın tavanında ise buğday saplarından yapılan doğal rüzgarlık ve sineklik yer alıyor. Yan tarafta çalışma odası olarak kullanılan minik bir oda var. En yeni kitap 1932 yılına ait hayat ansiklopedisidir. Bu köyde yerlerdeki ahşapların uzunluk ölçüsü ve hatta pencerelerin büyüklüğü bile bir anlam teşkil ediyor. Evin her köşesi ayrı etkileyici ve şaşırtıcı manzaralarla karşılıyor bizi.

Sipahioğlu Konağı'nın kütüphanesi

Sipahioğlu Konağı’nın kütüphanesi

Yörük evinde günümüzde bulunmayan aynalar mevcut. Sanki bir ayna değil, 2-3 ayna varmışçasına ışığı kırıyorlar. Bu arada fark ettiyseniz, evdeki odaları sayarken banyolardan hiç bahsetmedim. Nedenini bizzat gidip kendiniz görün isterim.

Osmanlı dönemindeki ev yaşamıyla ilgili bilgilerimizi yüklendikten sonra köyün ortak kullandığı 300 yıllık çamaşırhanenin yolunu tutuyoruz. Herkes kova kova suları evlerine taşımakla yorulmasın diye böyle bir sistem geliştirilmiş.

Çamaşırhanede de her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, uzun ve kısa boylu kadınlar için ayrı ayrı yıkama alanları yapılmış, çocukların yıkanacağı alanlar da mevcut. Kimsenin kirli suyu birbirine karışmayacak şekilde kanallar yapılmış. Yine Bektaşi kültürünün etkilerini taşıyan çamaşırhanede kadınlar hem sohbet ederek sosyalleşiyor hem de çamaşırlarını yıkıyorlarmış.

Yörük Köyü çamaşırhanesi

Yörük Köyü çamaşırhanesi

Çamaşırhaneden çıkıp köy ürünlerinin satıldığı pazarı gezdikten sonra Hıdırlık Tepesi‘ne doğru yola çıkıyoruz. Safranbolu evlerini, Saat Kulesi’ni, Hükümet Konağı’nı, Cinci Han’ı ve daha birçok tarihi değeri panoramik bir açıdan izleyip fotoğraflamak ya da bu eşsiz manzara karşısında çayınızı kahvenizi yudumlayıp yorgunluk atmak isterseniz, Hıdırlık Tepesi tam size göre!

Geçmişte insanlar daha mı ince düşünceliymiş yoksa birbirlerine daha mı çok saygı duyuyormuş bilmiyorum ama Safranbolu’da hiçbir ev bir diğeri ile aynı hizada inşa edilmemiş. Kimse kimsenin güneşini ve manzarasını kesmesin diye! Ve inanın bana böyle saygıdeğer bir çalışmanın ürünlerine Hıdırlık Tepesi’nden baktığınızda mükemmel bir uyum göreceksiniz.

Hıdırlık Tepesi manzarası

Hıdırlık Tepesi manzarası

Gezdik dolaştık her şey iyi hoş ama artık yemek yeme vakti… Safranbolu’nun yöresel lezzetlerini tadabilmek için sabırsızlanıyorum. Öğle yemeğimizi yemek için İmren Lokum Konak Restoran’a geliyoruz. Restoranın atmosferi, yemeklerin lezzetiyle birleşince tadına doyulmaz bir anı kalıyor hafızamızda. Damağımda ise buraya özgü minik etli sarmalar ve safranlı sütlacın tadı…

Size tavsiyem, dönüşte Safranbolu’nun en eski lokumcusu olan İmren’den eşe dosta götürebileceğiniz birbirinden renkli ve lezzetli lokumlar almayı unutmayın!

Safranbolu'nun safranlı pilavı ve minik etli sarmaları

Safranbolu’nun safranlı pilavı ve minik etli sarmaları

Hava yavaş yavaş kararmak üzere… Daha görmemiz gereken; Köprülü Mehmet Paşa’nın sadrazam olmadan önce Safranbolu’da ikamete tabi tutulup, 1661 yılında çarşı bölgesinde yaptırdığı camii, avlusundaki güneş saati, yemenniciler arastası, 1796’da tamamı kesme taştan yapılan İzzet Paşa Camii, demirciler-bakırcılar çarşısı ve kaymakamlar evi var.

Köprülü Mehmet Paşa Camii’nin avlusunda bulunan güneş saati, sabah 06.40 ve akşam 17.20 arasındaki süreyi, metal plakanın gölgesine göre belirliyor. Osmanlı dönemine ait 95 güneş saatinden biri olan eserde, mermer üzerindeki her çizgi 10 dakikalık zaman dilimlerini ifade ediyor.

Güneş saati

Köprülü Mehmet Paşa Camii’de bulunan tarihi güneş saati

Kaymakamlar Evi’nin bahçe düzeni o kadar etkileyiciydi ki, içeride neler bekliyor acaba bizi diye heyecanlanmaya başladım. Çeşitli ahşap eşyaların sergilendiği zemin katı bir üst kata bağlayan ahşap merdivenden çıktığımızda, sofanın çevresinde bulunan odaları dolaştırmaya başlıyor bizi rehberimiz. 7 odası bulunan evin orta katında çalışma odası, oturma odası ve mutfak yer alırken üst katta misafir odaları, gelin ve damat odaları bulunuyor.

Camlı bir dolabın içerisinde 290 küsur yıllık bindallılar, kına elbiseleri ve gelinlikler sergileniyor. Haremlik-selamlık odaların hikayelerini dinleyip, evin genç kızının erkeklere görünmeden yemekleri iletebildiği tahtadan yapılmış sistemi tanıyoruz. Yörük evinde olduğu gibi burada da banyo kısmını anlatmıyorum, sürprizi kaçmasın.

Kaymakamlar Evi

Kaymakamlar Evi gelin odası

Yavaş yavaş yorulmaya başladık ama otellerimize gitmeden önce kültür turlarının olmazsa olmazı olan günün özeti niyetine hazırlanmış özel slayt gösterisini, buraya özgü asiti az, tadı mükemmel Bağlar gazoz ikramımızla birlikte izliyoruz.

Kalabalık bir tur olduğundan misafirlerin bir kısmı farklı bir otelde konakladı. Ben ise akşam yemeğimizi yediğimiz Bağlarsaray Otel‘de kaldım. Yörük Köyü’nde bolca göreceğiniz geyik boynuzlarından oldukça büyük bir tanesi de benim balkonumda asılıydı.

Devamı: http://www.etstur.com/letsgo/amasrada-ne-yapilir/

Etstur’un Safranbolu Turu’na katılmak için tıklayın…

Cansu Yıldız

Yorumlar