Her zaman güne Pablo Picasso ile başlamak mümkün olmuyor. Ama bugün, sabah kahvesi üzeri, Madrid’in en önemli müzelerinden biri olan Reina Sofia Müzesi’ndeyiz. Picasso’nun ve 20. yüzyılın en tanınmış tablosu Guernica’yı hayranlıkla izliyoruz. Guernica’nın yarattığı his herkeste bambaşka elbette, ama yine de ortak duygumuz var; hüzün, üzüntü ve kızgınlık… İspanya iç savaşı sırasında, General Franco’yu destekleyen Alman Nazi pilotları tarafından, 26 Nisan 1937’de Bask Bölgesi’nde yer alan Guernica şehrinin bombalanmasını anlatan bu dev eserden, uzun müddet gözleri ayırmak mümkün değil.

Guernica İspanya’ya, Franco öldükten sonra getirilmiş ve o zamandan beri müzenin en önemli parçası. Guernica’nın fotoğrafını çekmek yasak olduğu için buradan paylaşamıyorum ama Reina Sofia Müzesi hakkında ayrı bir başlık açıp, müzede bulunan eserlerin bir kısmını göstereceğim.

Buraya girip, en meşhur yemeği olan fırında süt kuzusunu denemeden çıkmayın derim.

Buraya girip, en meşhur yemeği olan fırında süt kuzusunu denemeden çıkmayın derim.

Reina Sofia Müzesi’nden çıkıp yaklaşık 20 dakikalık yürüdükten sonra dünyanın en eski restoranı ünvanına sahip, Botin’e gidiyoruz. 1725 yılında Jean Botin tarafından açılan Botin, tüm belgelerini ve kayıtlarını muhafaza etmiş durumda olup, Guinness Rekorlar kitabına göre dünyanın en eski restoranı olma özelliğini taşımaktadır. İlk açıldığında Casa Botin olan ismi, Jean Botin’in ölümü üzerine restoranın mirasla kuzenine geçmesi sonucu Sobrino (kuzen/yeğen) de Botin adını alıyor. Mahzen ile birlikte beş kattan oluşan restorana ilgi büyük. En meşhur yemeği fırında süt kuzusu. Biz de upuzun masamızda yerimizi alıp, ev yapımı mayonezli beyaz kuşkonmaz sonrası koca parça kuzuyu patatesleri ile birlikte yiyoruz. Sonrasında tatlılardan tatlı beğen. Limonlu sorbet ile hazmı kolaylaştırmak en iyisi. Söylentiye göre ünlü ressam Goya burada bulaşıkçılık yapmış. Burası aynı zamanda yemeye içmeye çok meraklı, Amerikalı yazar Ernest Hemingway’ın en sevdiği restoran olduğu da biliniyor, hatta öyle ki kitaplarında bile buraya yer vermiş. Botin’in gıcırdayan merdivenlerini ve duvar seramiklerini ayrı bir sevdiğimi itiraf etmeliyim.

Madrid'in yüz yıllık restoranlarında, en lezzetli zaman yolculuğunu gerçekleştiriyoruz.

Madrid’in yüz yıllık restoranlarında, en lezzetli zaman yolculuğunu gerçekleştiriyoruz.

Botin’de yediğimiz öğle yemeği sonrası hemen bitişiğinde yer alan, Madrid’in en güzel meydanlarından biri olan Plaza Mayor’u adımlıyoruz. Meydan’da Noel ve yeni yıl kutlamaları için hummalı bir çalışma söz konusu. Aynı yoğun çalışma Madrid’in en işlek meydanı olan Puerta del Sol için de geçerli. Puerto del Sol ile Mayor Meydanı’nın arası yürüyerek beş dakika. Puerto del Sol Meydanı’nda bulunan çilek ağacından yeşillik yiyen ayı heykelinin (el oso y el Madrono) şehrin sembolü olduğunu belirtmekte fayda var.

Saatler 18.30’u gösterdiğinde meşhur kızarmış bacalao (morina balığı) yemek üzere, tapas bar Casa Labra’ya gidiyoruz. 1860 yılından beri şehrin en iyi bacalao’sunu yapan bu tapas bar, özellikle hafta sonları oldukça yoğun oluyor. Bu akşam Real Madrid – Barcelona futbol maçı olduğu için Casa Labra, normalden biraz daha tenha. Bu önemli maçı kaçırmak istemeyen Madrid’lilere bizim misafirlerimizden de katılan oluyor. Fakat sonuç Madrid’liler açısından 4-0’lık bir yenilgi ile neticelenince, sokakların tenhalaştığını söylesem abartmış olmam.

Morina balığı yiyebileceğiniz iyi bir yer arıyorsanız, Casa Labra doğru adres.

Morina balığı yiyebileceğiniz iyi bir yer arıyorsanız, Casa Labra doğru adres.

Akşam yemeğimiz Casa Ciriaco’da. 1897 yılında açılmış olan restoran, hiç öyle göstermese de İspanya Kralı’nın en sevdiği yerler arasında yer alıyormuş. Duvarları süsleyen fotoğraflarda, birçok ünlü isme rastlamak mümkün. Kralın bebekliği, çocukluğu, şimdiki hali ile duvarlar kraliyet aile albümü gibi.

Buranın meşhur yemeği, Madrid’in de en geleneksel ve sevilen lezzetlerinden biri olan callos. Callos, dana işkembesinden yapılıyor. Güveçte ağır ağır pişiriliyor. Oldukça yoğun ve aromatik bir yemek. Callos gelene kadar önden gelen yemeklerle ekmek yemeyin diyorum zira bu callos, tam suyuna ekmek banmalık.

Madrid'in birbirinden lezzetli yemekleri, damağınızda kalıcı bir tat bırakacak.

Madrid’in birbirinden lezzetli yemekleri, damağınızda kalıcı bir tat bırakacak.

4. günün sonu.

(Devam edecek…)

İnci Özay Hatipoğlu
Son Mastori

Yorumlar