Ot Festivali için gittiğim Çeşme’de ne yazık ki çok fazla vakit geçiremedim, zira festival bildiğiniz gibi Alaçatı’daydı ve ben ancak yatmadan yatmaya Çeşme’ye gittim. Fakat hazır buraya kadar gelmişken marinada, sahilde ve çarşıda neler oluyor bir kafamı uzatıp bakmadan gitmek istemedim. Sabahları çok erken yollara düşüp, akşamları da akşam yemeği saatini geçirmiş olarak otele döndüğüm için çarşıdaki restoranlara ve pastanelere genellikle kapalıyken rastladım. Ama Çeşme’de bir kumru, bir de sakızlı dondurma yemeden dönmek olmazdı. Bu yüzden İstanbul’a dönmeden vakit ayırdım ve kendimi Çeşme sokaklarına bıraktım.

Bölgenin yerlisi, yabancısı kaç kişi ile konuştuysam kumru sevenler 3’e ayrılıyor; Kumrucu Hüseyinciler, Kumrucu Şevkiciler ve Kumrucu Erolcular… Çeşme kumrusunu yaratan kişi Kumrucu Hüseyin olduğu için, Kumrucu Hüseyinciler sanırım diğerlerine göre daha fazla. Peki nedir bu Çeşme kumrusunun özelliği; bir defa ekmeği doğal, katkısız nohut mayasından olacak, kömür ateşinde pişirilerek yapılacak ve içinde eski kaşar, sucuk, domates istenirse salam olacak. Bunların dışında kullanılan tüm malzemeler sonradan çıkmaymış. Gerçek Çeşme kumrusunda ketçap, mayonez, sosis gibi malzemeler olmazmış. Kaşar peyniri de taze değil, eski olmalıymış. Kumrucu Hüseyin, Çeşme Ilıca’da 1966 yılında açıldığı günden beri eski kaşarını Kars’tan, sucuğunu Tire’den getirtiyormuş. Ayrıca kumru ekmeklerini de kendisinin yaptığını belirteyim. Ve en güzel kumru, kumru ekmekleri tazeyken değil, bir gün bekletildikten sonra yapılıyormuş.

Kumrucu Şevki’nin Çeşme Marina’dan Alaçatı’ya ve İzmir Bostanlı’ya kadar birçok şubesi var. Ben öğle saatinde Çeşme Marina’dakine gittim. Ana baba günü değildi ama kalabalıktı, yine de hiç beklemeden denize nazır güzel bir masa buldum kendime. En sadesinden, orijinaline en yakın olanından söyledim; kaşar, sucuk, domates. Yalnız Şevki, Hüseyin’in aksine taze kaşar kullanıyor. Eski kaşarı kesinlikle tercih ederim. Kalabalık olmasına rağmen çabucak geldi kumrum. Tabii yanında turşuları ile birlikte. Bence kumrunun en güzel tarafı ekmeği ve kömür ateşinde pişiyor olması. Çıtır, doygun ve lezzetli bu tombik ekmeklerden yanımda İstanbul’a da getirmek istedim. Çarşı’daki pastanelerde olabileceğini söylediler ama öğlen saatinde hiçbirinde kalmamıştı. Sabah saatlerinde az da olsa satıyorlarmış. Anladığım kadarıyla Çeşme halkı evlerinde pek kumru ekmeği yemiyor. Ekmeği bulamamam bir bakıma iyi oldu, tadı damağımda kaldı, iyice özletsin kendini bir kumru yemeğe Çeşme’ye gelelim.

Kumru sefası sonra sakızlı dondurmanın doğduğu dükkan olan Rumeli Pastanesi’ne gittim. Rumeli Pastanesi bölgenin günümüze kadar gelmiş en eski ve meşhur pastanesi. 1945 yılında açılan Pastane’yi günümüzde ailenin üçüncü kuşak torunları işletiyor. 1970’li yıllarda üç çeşit dondurma yaparlarmış, vanilya olmadığı için ellerindeki sakızı denemişler. O gün bugündür en çok sattıkları ve en sevilen çeşitleri sakızlı dondurma olmuş. Sakız ağacı dünyada sadece Sakız Ada’sında ve Çeşme çevresinde yetişiyor. Eskiden kıymeti gerektiği kadar bilinmezken, Çeşme’deki sakız ağaçlarını neredeyse kurutulmuş. Neyse ki günümüzde öneminin farkına varıldı da bu kıymetli varlıklar korunur hale geldi.

Rumeli Pastanesi’nde sakızdan sadece dondurma üretilmiyor. Sakızlı muhallebileri de var sakızlı kurabiyeleri de. Yine Çeşme’nin meşhur sakızlı kurabiyesini ilk yapan ve meşhur eden yer burası. Rumeli Pastanesi’nin meyveli dondurmaları da bir efsane… Gerçek meyvelerden yaptıkları dondurmalarda hiçbir şekilde yapay aroma kullanılmıyor. Kavunu Ovacık’tan geliyor. Limonlu dondurmayı kalın kabuklu, mis kokulu Çeşme limonlarından yapıyor. Bir de karadutu var ki Tire Yaylaları’ndan gelen, muhakkak denenmeli. Diğer tatlı çeşitleri arasında kazandibi, keşkül ve supanglesi bulunuyor. Burası bir de reçelleri ile ünlü. Çeşit çeşit; turunç kabuğu, limon, bergamot, sakız macunu en çok satanlar. En özel ve az sayıda üretileni ise limon çiçeği reçeli. Şeker oranları biraz fazla olsa da, sevdiklerinize Çeşme’den hatıra olarak götürmelik güzel hediye olabilirler.

Yarım gün tabii Çeşme’ye yetmedi. Ne diyelim, bu da bir dahaki sefer için alıştırma olsun.
İnci Özay Hatipoğlu
Son Mastori
Yayınlanma tarihi: 18 Nisan 2015
