“İtalya’da gezilecek şehirler neresi?” denildiği zaman çoğu kişinin aklına ilk olarak Roma, Floransa veya Milano geliyor. Oysa İtalya bu ikonik durakların çok ötesine uzanan zengin ve çok katmanlı bir keşif rotası sunuyor. Ülke; büyük şehirlerinin yanı sıra Lucca, Matera veya Lecce gibi daha az bilinen ama mimari açıdan oldukça etkileyici şehirlere de sahip.
İtalya’nın kendine özgü karakterleriyle dolu şehirleri ülkenin gerçek ruhunu hissettiriyor. Toskana’nın Orta Çağ kasabalarında dolaşırken zamanın yavaşladığını hissedebilir, güneydeki dik yamaçlara kurulmuş şehirlerdeyse deniz manzarası eşliğinde huzurlu anlar yaşayabilirsin.
Roma, Floransa ve Venedik İtalya’nın tarihî şehirleri olarak biliniyor. Roma’daki Kolezyum, Floransa’daki Duomo ve Venedik’teki Büyük Kanal gibi simge yapılar ülkenin zengin mimarisini ve köklü geçmişini gözler önüne seriyor. Lucca, Matera ve Lecce gibi İtalya’nın küçük ama güzel şehirleri de daha sakin ve samimi atmosferleriyle ülkenin farklı bir yüzünü keşfetmek isteyenler için en az bu büyük şehirler kadar etkileyici.
İtalya gezi rehberimizde seyahatini daha keyifli hâle getirebilecek detaylara ve ülkeyi keşfe çıktığında mutlaka görmen gereken şehirlere değindik. İtalya tarihî dokusu, etkileyici mimarisi ve kendine özgü yaşam tarzıyla unutulmaz bir yolculuğun kapılarını aralıyor. Hazırsan gel, birlikte İtalya’da keşfedilecek yerlere yakından bakalım!
Roma

İtalya’nın başkenti Roma, imparatorlukların doğup büyüdüğü şehir. Tiber ve Aniene nehirlerinin kucağında yükselen bu tarihî şehir, üst üste birikmiş kültürel katmanlarıyla geçmişin izlerini günümüze taşıyor.
Şehri keşfetmeye başlamak için Kolezyum iyi bir seçenek olabilir. Antik dünyanın en etkileyici mühendislik başarılarından kabul edilen bu devasa amfi tiyatro, bir zamanlar gladyatör dövüşlerine ev sahipliği yapıyordu. Yaklaşık 80 giriş kapısıyla aynı anda binlerce kişinin tahliyesine imkân tanıyordu. Bu da Roma mimarisinin ulaştığı ileri seviyeyi kanıtlıyor.
Kolezyum’un hemen yanı başında uzanan Roma Forumu, geçmiş dönemlerde antik dünyanın siyasi, ticari ve dinî merkezi olarak kullanılmış. Dünyanın en büyük arkeolojik alanlarından biri olan bu forumun üzerindeki Palatino Tepesi tüm Roma Forumu Vadisi’ni ve Kolezyum’u gören bir manzaraya sahip. İmparatorluk saraylarının kalıntıları arasından şehri izlemek etkileyici bir deneyim olacak.
Rotanı şehrin merkezine doğru çevirdiğinde antik Roma’dan günümüze kadar ulaşmayı başarmış Pantheon’u görebilirsin. Bu yapı “Tüm Tanrıların Tapınağı” olarak inşa edilmiş ve heybetli beton kubbesiyle yükseliyor. Kubbenin tam tepesinde “Pantheon’un Gözü” olarak adlandırılan bir pencere var. Bu pencereden içeriye süzülen gün ışığı ortama mistik bir atmosfer katıyor.
Pantheon’a oldukça yakın konumda bulunan Navona Meydanı’ysa barok mimarinin en zarif ve en canlı örneklerinden. Meydanın merkezinde barok mimarinin öncülerinden Gian Lorenzo Bernini imzalı Dört Nehir Çeşmesi yer alıyor. Burası etrafını saran kafelerle ve sokak sanatçılarıyla Roma’nın enerjisini en yoğun hissedebileceğin noktalardan biri oluyor.
Biraz da romantizmin izinden gidelim. Roma’ya gelen herkesin mutlaka uğradığı Trevi Çeşmesi, denizi simgeleyen heykelleri ve turkuaz sularıyla oldukça etkileyici. Rivayete göre buraya gelip sağ elindeki parayı sol omzunun üzerinden çeşmeye atan kişiler bir gün Roma’ya yeniden dönüyor. Bu gelenek günümüzde de devam ediyor ve ziyaretçilerin büyük bir kısmı bu ritüeli gerçekleştiriyor.
Çeşmeye para attıktan sonra kısa bir yürüyüşle şehrin buluşma noktası hâline gelen meşhur 135 basamaklı İspanyol Merdivenlerine ulaşabilirsin. Küçük bir uyarı geçelim, merdivenlerin turistik değerini korumak ve aşınmayı önlemek için oturmaya izin verilmiyor.
Roma’nın dinî ve kültürel zenginliğini tam anlamıyla kavrayabilmek için şehir içindeki bağımsız devlet Vatikan’a gelmelisin. Dünyanın en büyük bazilikası olarak bilinen Aziz Petrus Bazilikası burada bulunuyor. Ünlü sanatçı Michelangelo’nun tasarladığı devasa kubbesi ve iç mekânını süsleyen eşsiz sanat eserleri görsel bir şölen sunuyor.
Bazilikanın önündeki Aziz Petrus Meydanı’ysa muazzam mimarisiyle dünyanın dört bir yanından misafir ağırlayan bir diğer mimari şaheser. Meydanda önemli dinî törenler de yapılıyor ve Vatikan’ın ruhunu güçlü bir şekilde yansıtıyor.
Floransa

Floransa Rönesans sanatının doğduğu şehirlerden biri. Burada her köşede Orta Çağ’ın ve Rönesans’ın izlerini görmek mümkün. Daha ilk adımını attığın an şehrin sanatla yoğrulmuş estetik atmosferini hissedebilirsin.
Şehrin merkezinde yükselen Floransa Katedrali’yle başlayalım. İlk bakışta katedralin pembe, beyaz ve yeşil mermerlerden oluşan dış cephesi dikkat çekiyor. Katedralin üzerine yerleştirilen Filippo Brunelleschi imzası taşıyan Brunelleschi Kubbesi onu dünya mimarisinin zirvesine yerleştiriyor. Günümüzde hâlâ dünyanın en büyük tuğla kubbesi olma özelliğini koruyor.
Katedralden çıkıp birkaç adım uzaklaştığında seni Piazza della Signoria karşılıyor. Şehrin sosyal ve siyasi kalbi olan bu meydanın heykel galerisi gibi olduğu söylenebilir. Meydanın en etkileyici yapısıysa Palazzo Vecchio Sarayı. Burası geçmişte Floransa Cumhuriyeti’nin yönetim merkezi olarak kullanılmış ve tarihe tanıklık etmiş.
Sarayın hemen yanındaki Uffizi Galerisi sanatseverler için bir hazine niteliğinde. Sandro Botticelli’nin fırçasından çıkan “Venüs’ün Doğuşu” gibi şaheserlerin yanı sıra Leonardo da Vinci’nin paha biçilmez eserlerine kadar birçok önemli çalışmayı burada yakından inceleme fırsatı bulabilirsin. Sanata olan ilgin daha da derinleşiyorsa rotanı Galleria dell’Accademia’ya çevirmelisin. Bu galeride Michelangelo’nun kusursuz bir anatomiyle şekillendirdiği “Davut Heykeli” muhafaza ediliyor. Heykel aynı zamanda şehrin özgür ruhunu da temsil eden bir simge.
Floransa’nın ruhunu daha derinden hissedebileceğin bir diğer duraksa Arno Nehri. Nehrin iki yakasını birbirine bağlayan Ponte Vecchio Köprüsü Orta Çağ’dan bu yana ayakta kalmayı başarmış nadir yapılar arasında yer alıyor. Köprünün üzerinde rengârenk dükkânlar yer alıyor. Arno Nehri’nin kıyısı özellikle gün batımında akşamüstü güneşinin sulara yansımasıyla altın sarısı ve kızıl tonlarla bambaşka bir atmosfere bürünüyor. Bu büyüleyici anları estetik fotoğraf karelerine dönüştürebilir, İtalya fotoğraf albümünü genişletebilirsin.
Venedik

Mimari açıdan şahsına münhasır şehir: Venedik. Suyla yakaladığı muhteşem uyumu taş mimarisiyle süsleyen Venedik’i gezmek için en az 2 gününü ayırmanı tavsiye ediyoruz. 118 küçük adanın üzerine kurulmuş bu mucizevi şehir, labirenti andıran sokakları ve yalnızca teknelerle sağlanan ulaşımıyla masalsı bir atmosfere sahip.
Büyük Kanal şehri ikiye bölerek Venedik’in ruhunu yansıtıyor. Kanalın üzerinde çevresindeki hareketli pazarlarıyla günün her saatinde canlı bir atmosfere sahip Rialto Köprüsü yer alıyor. Bu köprünün yapımı 16. yüzyıla kadar uzanıyor ve şehrin en eski köprüsü ünvanını sürdürüyor. Çevresindeki baharat, ipek ve hediyelik eşya dükkânlarıyla turistlerin uğrak noktası oluyor.
Venedik’in kalbiyse San Marco Meydanı. Altın yaldızlı mozaikleriyle Bizans mimarisinin izlerini taşıyan San Marco Bazilikası meydanda ihtişamını sergiliyor. Bazilika, kubbelerinden dolayı “Altın Kilise” olarak da anılıyor. Bu rotaya eklenebilecek bir diğer ihtişamlı yapı olarak Dükler Sarayı’nı gösterebiliriz. Venedik Cumhuriyeti’nin güç merkezi olan sarayın pembe mermer cephesi ve ince işçilikli sütunları gotik mimarisinin zarif bir örneğini yansıtıyor.
Venedik sadece ana adayla sınırlı değil. Şehrin kendine özgü karakter taşıyan Murano ve Burano adaları da bulunuyor. Murano cam işçiliğiyle öne çıkarken Burano dantel üretimiyle tanınıyor.
Murano’ya geldiğinde cam atölyelerini gezebilir, ustaların camı nasıl saniyeler içinde şekillendirerek zarif eserlere dönüştürdüğünü yakından izleyebilirsin. Bu deneyim, el işçiliğinin ne kadar ince ve sabır gerektiren bir sanat olduğunu gösteriyor.
Burano Adası’ysa ilk bakışta renkleriyle büyülüyor. Canlı tonlara boyanmış evler sanki bir ressamın fırçasından rastgele serpilmiş gibi görünüyor. Detaylı bakıldığındaysa oldukça uyumlu bir bütün oluşturduğu görülüyor. Bu renkli atmosfer adaya adım attığın anda seni bambaşka bir dünyaya götürüyor.
Venedik’i ya da İtalya’nın diğer bölgelerini rehber eşliğinde, panoramik şehir turlarıyla gezmek istersen düzenlediğimiz İtalya turlarına göz atabilirsin. Klasik İtalya turlarından güney İtalya’nın liman kentlerine kadar birçok şehri keşfedebilirsin.
Milano
Milano tarihî dokuyla modern yaşamı bir arada sunuyor ve İtalya’nın kuzeyinde konumlanıyor. Bu şehir her ne kadar finans ve moda merkezi konumunda olsa da tarih ve sanatın izlerini yansıtıyor. Şehrin modern yüzünün altında Rönesans’ın ruhu gizli.
Şehre ayak bastığında seni Milano Katedrali karşılıyor. Binlerce heykeli ve dantel gibi işlenmiş mermer kuleleriyle görenleri büyülüyor. Bu katedral dünyanın en büyük gotik yapıları arasındaki yer alıyor ve şehrin tarihsel otoritesini simgeliyor. Katedralin terasına çıkarak şehri panoramik açıdan seyredebilirsin.
Katedralin hemen yanı başında cam tavanlı kubbesi ve mozaikleriyle II. Vittorio Emanuele Galerisi yer alıyor. Burası “Milano’nun Oturma Odası” olarak da biliniyor. 19. yüzyıl mimarisini ve zarafetini günümüze kadar ustalıkla taşıyor. Galeride yürürken tarihî bir atmosferi ve şehrin modern yüzünü bir arada hissedebilirsin. Lüks mağazalar ve kafeler şehrin ruhunu tamamlarken yerdeki mozaikler seni geçmişe götürüyor.
Milano’nun kültürel hayatı söz konusu olduğunda La Scala Opera Binası öne çıkıyor. “La Scala” olarak da bilinen bu opera evi, kendi adını verdiği Piazza Della Scala Meydanı’nda bulunuyor. Şehrin kültürel ve sanatsal birikimi burada sergilenen opera gösterileriyle sanatseverlerle buluşuyor.
Milano’nun modern çehresi altında Rönesans’ın izlerini de bulmak mümkün. Santa Maria delle Grazie Kilisesi’nde Leonardo da Vinci’nin ünlü “Son Akşam Yemeği” freski sergileniyor. Perspektif sanatı ve ifade gücüyle dünya sanat tarihine yöne veren bu eser görülmeye değer.
Şehrin günlük yaşamına karışmak istersen Navigli bölgesi biçilmiş kaftan olabilir. Kanallar boyunca sıralanan kafeler, restoranlar ve sanat galerileri, Milano’nun enerjik ve sosyal yönünü yakından hissetmeni sağlıyor. Özellikle akşam saatlerindeki ışıklarla burası görsel bir şölen sunuyor. Milano turunda dar ve Arnavut kaldırımlı sokaklarıyla ünlü Brera bölgesine de uğramalısın. Burası tasarım galerileri, sanat akademileri ve antika dükkânlarıyla Milano’nun yaratıcı ruhunu yansıtıyor.
Napoli

Güney İtalya’nın merkezi noktası Napoli, her köşesinde tarih ve lezzetle ziyaretçilerine enerjik bir tatil deneyimi sunuyor. Napoli’nin ruhunu tam olarak anlamak ve yaşamak istersen tarihî merkezi boydan boya ikiye bölen Spaccanapoli Caddesi’ni dolaşmalısın. Caddenin dar ve hareketli sokakları UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Cadde boyu yürüyüş yaparken küçük atölyeleri dolaşabilir, meşhur Napoli pizzasını da yerinde deneme fırsatı yakalayabilirsin.
Napoli’de kaldığın günlerde şehrin buluşma noktası Piazza del Plebiscito Meydanı’na da mutlaka uğramalısın. Kraliyet Sarayı ve San Francesco di Paola Bazilikası’yla çevrili bu alan, yerli ve yabancı birçok kişinin uğrak noktası. Şehrin sosyal nabzının attığı bu meydanda Napoliten yaşamına ve tarihî dokuya aynı anda tanıklık etmek mümkün.
Şehrin karakterini yansıtan en güçlü yer Vezüv Yanardağı. Bu yanardağ, Napoli’nin en çok saygı duyulan ve en güçlü görünen sembolü. Yanardağın MS 79 yılındaki patlamasıyla hapsolan Antik Pompeii Kenti kalıntıları Roma İmparatorluğu’na dair bilgiler sunuyor.
Napoli’nin kıyı şeridine indiğinde denizin içinden yükselen efsanevi Castel dell’Ovo ve heybetli kuleleriyle Castel Nuovo, liman manzarasına Orta Çağ havası katıyor. Bu yapılar şehrin savunma tarihini ve estetiğini yansıtıyor. Masmavi denizle kucaklaşan Napoli; kalelerinden yanardağına, dar sokaklarından tarihî meydanlarına kadar sayısız güzelliğiyle misafirlerini bekliyor.
Napoli’de konaklamak istersen Etstur’dan İtalya otellerini filtreleme özelliğini kullanarak aramanı Napoli özelinde daraltabilir, bütçene ve beklentilerine uygun oteli kolayca belirleyebilirsin.
Verona

Verona Kuzey İtalya’nın saklı cevherlerinden biri. Bu şehir Adige Nehri’nin zarif kıvrımları arasında her sokağında geçmişin izlerini fısıldayan bir tarih sahnesini andırıyor. Şehrin Romeo ve Juliet’in aşkıyla kutsandığına inanılıyor.
Verona’da geziye başlamak için en doğru adres Shakespeare’ın ölümsüz eseri Romeo ve Juliet’in sayesinde efsaneleşen Juliet’in Evi olabilir. Romeo ve Juliet’in o trajik ama güçlü aşk hikâyesine tanıklık eden bu ev, Verona’nın “aşkın şehri” olarak anılmasındaki en büyük pay sahibi. Yıl boyunca dünyanın dört bir yanından gelen yüzlerce turisti ağırlıyor.
Şehrin asıl heybetini ve tarihsel derinliğini hissetmek için Verona Arenası’na da şans vermelisin. Burası dünyaca ünlü operalara ev sahipliği yapan antik bir tiyatro. Geçen yüzyıllara rağmen hâlâ dimdik ayakta durarak günümüzde dünyaca ünlü operalara ev sahipliği yapıyor.
Piazza delle Erbe Meydanı’ysa şehrin sosyal yönünü yansıtıyor. Pazar tezgâhları ve fresklerle süslü tarihî binalarıyla bu meydanda Orta Çağ atmosferini hissedebilirsin.
Verona’daki serüvenine biraz daha romantik bir hava katmak istersen seni Adige Nehri’ne davet ediyoruz. Nehir boyunca uzanan tarihî binalar, nehrin iki yakasını buluşturan Castelvecchio gibi taş köprüler ve nehrin kıyısındaki yürüyüş yolları masalsı bir atmosfer sunuyor. Buraya geldiğinde tarihî köprülerde kısa bir yürüyüş yapabilir, Verona’nın gün batımı manzarasında keyifli anlar yaşayabilirsin.
Bologna
Bologna kiremit kırmızısı binaları ve kilometrelerce uzanan tarihî geçitleriyle tanınıyor. Şehrin tüm enerjisinin birleştiği ana meydan Piazza Maggiore popüler bir buluşma yeri. Burası şehrin sosyal ve politik hafızasını canlı tutan önemli bir durak.
Piazza Maggiore Meydanı’nda yükselen San Petronio Bazilikası tamamlanmamış cephesiyle dahi Bologna’nın tarihî merkezine benzersiz bir kimlik kazandırıyor. Meydana geldiğinde burayı çevreleyen tarihî saraylar ve meşhur kızıl sokaklar dikkatini çekebilir. Politik bir duruşu simgeleyen bu meşhur sokaklar ziyaretçileri âdeta zamanda yolculuğa çıkarıyor.
Bologna’nın en ikonik sembolleriyse kesinlikle İki Kule’dir. Asinelli ve Garisenda kuleleri Orta Çağ’ın gökdelenleri sayılıyor ve Bologna’ya dramatik bir silüet katıyor.
Bologna eğitim tarihindeki sarsılmaz duruşuyla dünya çapında ayrıcalıklı bir konuma sahip. Bu durumdaki en büyük etkenlerden biri, 1088 yılında kurulan ve Avrupa’nın en eski üniversitelerinden biri kabul edilen Bologna Üniversitesi. Üniversitenin şehirde yarattığı entelektüel birikim neredeyse şehrin her sokağında, kütüphanesinde ve meydanında hissediliyor. Bologna gezinde Avrupa’nın düşünce tarzına yön vermiş bu üniversiteyi de mutlaka gezmelisin. Buraya geldiğinde UNESCO korumasındaki revaklı yolların altında yapacağın yürüyüşlerde bu mirasın modern şehir yaşamıyla nasıl harmanlandığına da tanık olabilirsin.
Siena

Orta Çağ’ın zamana meydan okuyan ihtişamlı şehri: Siena. Toscana’nın tam merkezinde yer alan ve üç tepe üzerine kurulu Siena, İtalya’nın Orta Çağ şehir dokusunu en saf hâliyle korumayı başaran nadir bir destinasyon. Bu şehrin sokaklarında dolaşırken kendini bir labirentin içerisine girmiş gibi hissedebilirsin. Şehrin daracık sokakları sanki 14. yüzyılda bir gün geçiriyormuşsun gibi hissettirebilir.
Siena’nın en etkileyici meydanlarından biri deniz kabuğu şeklindeki Piazza del Campo. Bu devasa meydan yalnızca bir toplanma alanı değil. Şehri simgeleyen görkemli yapılara da ev sahipliği yapıyor.
Meydana hâkim noktadaki Palazzo Pubblico Sarayı ve gökyüzüne uzanan ince Torre del Mangia Kulesi şehrin sivil mimarideki gücünü temsil ediyor. Kule dışarıdan bakıldığında şehre bakan bir nöbetçi gibi duruyor. Sarayın içerisindeki paha biçilemez fresklerse İtalyan sanat tarihinin köklü geçmişini ve ihtişamını gözler önüne seriyor.
Siena mistik atmosferi ve canlı sosyal yaşamıyla ziyaretçilerine unutulmaz bir tatil vadediyor.
Lucca
Listemize daha sakin bir şehirle devam ediyoruz. İtalya’nın kalabalık turistik noktalarından sıyrılıp nefes alabileceğin bir yer arıyorsan Lucca tam sana göre. İtalya’nın tarihî şehirleri arasındaki Lucca’da dev bir ipek kozasını andıran savunma duvarları bulunuyor. Şehrin karakteristik özelliğini oluşturan bu surlar Avrupa’daki benzerleri arasında günümüze dek en sağlam kalmayı başarmış savunma hatlarından.
Rönesans Dönemi’nden kalan bu surların tepesinde ağaçlarla bezenmiş yürüyüş ve bisiklet yolları yer alıyor. Surda dolaşan ve bisiklet sürenler Lucca’nın manzarasına yukarıdan bakarken şehrin gürültüsünden uzaklaşabiliyor.
Piazza dell’Anfiteatro Meydanı şehrin Roma döneminden kalan izlerini günümüze taşıyor. Meydanı çevreleyen sarı boyalı evler ve kafeler Lucca’nın sıcak atmosferini yansıtıyor.
Lucca’nın kendine has dokusunu keşfetmek için tepesinde asırlık meşe ağaçlarının yükseldiği Guinigi Kulesi’ni ziyaret edebilirsin. Şehrin silüetinde havada asılı bir bahçe gibi duran bu kule, doğayla mimarinin iç içe geçtiği bir deneyim sunuyor.
Şehrin manevi huzurunu ve mimari dehasını yansıtan San Michele in Foro Bazilikası’ysa göz kamaştırıyor. Bazilikanın ön cephesindeki dantel gibi işlenmiş mermer detaylar fotoğraflar karelerini süslüyor.
Lecce
Güney İtalya’nın Barok incisi: Lecce. Haritada çizme şekline benzeyen ülkenin topuk kısmı Lecce şehrine denk geldiği için burası “İtalya’nın topuğu” olarak biliniyor. Barok mimarinin kusursuzca işlenmesi onu asıl ününe kavuşturuyor.
Lucca şehrinin estetik zenginliğe sahip binalarındaki o sıcak ve altın rengi doku Lecce taşının sayesinde oluyor. Bu taş o kadar yumuşak ki heykeltıraşlar ve mimarlar diledikleri gibi şekil verebiliyor. Bu mimarinin en güzel örneklerinden birini Santa Croce Bazilikası’nda görebilirsin. Bazilikada yer alan heykellerin detayları, aslan figürleri ve süslemeleri oldukça etkileyici.
Lecce şehrinin ruhani odağıysa üç tarafı kapalı yapısıyla oldukça büyük bir açık hava salonunu andıran Piazza del Duomo’da toplanıyor. Buradaki Lecce Katedrali zarif çan kulesi ve sofistike detayları barok sanatının en zarif hâlini sunuyor. Şehrin merkezinde Antik Çağ’dan izler barındıran Roma Amfitiyatrosu kalıntısı bulunuyor. Bu da Lecce’nin binlerce yıllık yerleşik kültürünü gözler önüne seriyor.
İtalya seyahatinden önce vizeyle ilgili aklına takılan sorular için “İtalya Vizesi” başlıklı kapsamlı rehberimize göz atabilirsin.
Matera
Matera İtalya’nın güneyinde ve Basilicata bölgesinde konumlanıyor. Ziyaretçilerine modern dünyadan sıyrılıp binlerce yıl öncesinin mistik atmosferine seyahat etme imkânı sunuyor.
Avrupa’nın en sıra dışı şehirlerinden Matera, kireç taşı kayalıkların içine oyulmuş olan Sassi di Matera mağarasının yerleşimleri nedeniyle dünya çapında üne sahip. Bu yerleşim yerindeki evler ve üst üste binmiş dar sokaklar şehrin benzersiz mimari karakterini oluşturuyor.
Şehrin zirvesindeki Matera Katedrali, mağara evlerin o ham dokusuyla tezatlık oluşturuyor. Apulian romanesk tarzda inşa edilen katedral, zarif yapısıyla Sassi vadilerine yukarıdan bakıyor. Casa Grotta geçmiş zamanlarda yaşamış ailelerin hayvanlarıyla paylaştığı daracık bir mağara evinin nasıl yuvaya dönüştüğünü anlatıyor.
Matera’nın görünmeyen yüzü Palombaro Lungo tam bir mühendislik harikası. Yer altındaki bu devasa sarnıç, şehrin binlerce yıllık su ihtiyacını karşılıyor. Bu nedenle yer altı katedralini andıran bu yapı görülmeye değer bir nitelik kazanıyor.
Yeryüzüne tekrar çıktığındaysa Sassi bölgelerinin sunduğu o eşsiz panoramik manzara seni karşılıyor. Özellikle gün batımında, gökyüzünün turuncudan kızıla döndüğü anlarda ışığın mağara evlerin pencerelerinden usul usul süzülüşünü izleyebilirsin.
Trieste

İtalya’nın Slovenya sınırına açılan kapısı Trieste, ülkenin en doğusunda yer alıyor. Bu şehir uzun yıllar boyunca İtalya’nın ticaret ve kültür merkezi olarak anılmış.
Piazza Unita d’Italia Meydanı şehrin merkezinde konumlanıyor ve Avrupa’nın en büyük deniz kıyısı meydanlarından biri olarak kabul ediliyor. Çevresindeki muazzam neoklasik binalarla meydanın karakterini tamamlıyor. Gün batımında binalar denize yansıyor ve fotoğraflanmaya değer görüntüler sunuyor.
Trieste denilince akla ilk sarp kayalıkların üzerine yerleştirilmiş Miramare Kalesi geliyor. Bu kale 1860 yılında Avusturya Arşidükü Maximilian ve eşi Charlotte için inşa edilmiş. Viyana’nın asaletini Adriyatik’in Akdeniz ruhuyla harmanlayarak eşsiz bir görsel sunuyor.
Venedik’i andıran ama daha geniş bir perspektifle tasarlanmış Büyük Kanal, etrafındaki neoklasik binalarla şehrin kozmopolit yapısını simgeliyor. Sudan yansıyan zarif mimari geçmişin dinginliğini modern yaşamın ritmiyle birleştiriyor.
Trieste’nin en kutsal noktasıysa San Giusto Katedrali. Bu yapı Roma kalıntılarının üzerine inşa edilmiş ve içerisinde eşsiz Bizans mozaikleri bulunuyor. Turuna biraz mola vermek istersen kanalın kıyısındaki mekânlardan birinde manzaraya karşı Trieste usulü espresso içebilirsin.
Torino
Torino barok mimarisinin asil duruşunu sergileyen bir şehir. İtalya’nın kuzeybatısında bulunuyor ve İtalya’nın ilk başkenti olmasıyla biliniyor.
Şehre adım atar atmaz barok mimarisinin kusursuz işçiliklerini görebilirsin. Şehri gezmeye nereden başlayacağını bilemiyorsan ilk durağın Piazza Castello olabilir. Meydanın etrafı hükûmet binaları ve şık kafelerle çevrili. Tarihî atmosfer eşliğinde bu kafelerde bir şeyler yiyip içebilirsin.
Meydandaki yapılar arasında Torino Kraliyet Sarayı dikkatini çekebilir. Gökyüzüne doğru uzanan ve ince bir mızrağı andıran Mole Antonelliana, Torino şehrinin silüetini tamamlıyor. Bu yapı başlarda sinagog olarak tasarlansa da şimdilerde Ulusal Sinema Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor.
Torino’yu kuş bakışı görmek istersen rotanı Superga Bazilikası’na çevirebilirsin. Po Nehri’nin kıyısında konumlanmış yapı, barok kubbeleriyle şehre romantik bir atmosfer kazandırıyor.
Genova

İtalya’nın Liguria bölgesinin başkenti Genova, şehri ünlü kâşif Kristof Kolomb’un doğduğu yer. Aynı zamanda İtalya’nın en büyük liman şehri. Bu nedenle ticaret ve denizcilikte köklü bir geçmişe sahip. Şehir yalnızca bu yönüyle değil, dar sokaklarıyla ünlü şehir merkeziyle de biliniyor. Öyle ki bu merkez UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bile yer alıyor.
Adımların seni Genova şehrine doğru götürmüşken Eski Liman ve Genova Limanı’na mutlaka uğramalısın. Akdeniz’in en önemli duraklarından Genova Limanı için bu bölgenin can damarı olduğunu söyleyebiliriz. Eski Liman bölgesiyse yüzyıllar boyunca denizcilerin, tüccarların ve kâşiflerin rotasını belirlemiş. Günümüzdeyse modern dokunuşlarla yeniden hayat bulmuş durumda.
Genova’nın en enerjik noktası olan Piazza De Ferrari, şehrin gerçek kalbi sayılabilir. Burada Rönesans ve barok eserleri dâhil olmak üzere birçok tarihî eseri yerinde görebilirsin. Via Garibaldi Heykeli de bu meydanda yükseliyor. Hazır buraya kadar gelmişken gezi listende San Lorenzo Katedrali de olmalı. Bu katedral barok tarzı mimarisiyle yüzyıllara meydan okuyarak günümüze dek ayakta kalmayı başarmış. Katedralin dış cephesi üç portal ve gökyüzüne uzanan iki çan kulesiyle şekilleniyor. İçeriye adım attığındaysa dışarıdaki bu görkemli doku yerini sessiz bir huzura bırakıyor.
Perugia
İtalya’nın Umbria bölgesinin başkenti Perugia, aynı zamanda başpiskoposluk merkezi. Umbria ve Orta Tiber vadileriyle Trasimeno Gölü’ne bakan tepelerin üzerine kurulu bu şehir savunma duvarlarıyla çevrili. “Çikolata Şehri” olarak bilinen Perugia’ya gelenler Antik Etrüsk kökenlerini keşfetmek için arkeolojik bir yürüyüş yapabiliyor.
Piazza IV Novembre Meydanı şehrin merkezinde yer alıyor ve 5 yola açılıyor. Meydan Etrüsk-Roma şehrinin tipik bir örneğini sunuyor. Fontana Maggiore Çeşmesi meydanın ortasında yükselerek üzerindeki İncil’den sahneleri ve burçlarıyla göz kamaştırıyor.
Şehrin ruhunu besleyen bir diğer yapıysa Aziz Lorenzo’ya ithaf edilmiş Perugia Katedrali. Meydandaki Fontana Maggiore Çeşmesi’nin hemen karşısında yer alıyor ve ücretsiz şekilde ziyaret edilebiliyor.
Perugia’da da tıpkı diğer şehirlerde olduğu gibi şehrin duvarlarını güçlendirmek amacıyla yapılar inşa edilmiş. Bu amaçla yapılan Rocca Paolina Kalesi aynı zamanda papalık otoritesinin de bir sembolü. Yer altı geçitleriyle bir labirenti anımsatan kale, güç gösterisi yapma amacıyla kurulsa da günümüzde şehrin tarihi hakkında bir kültür merkezi olarak hizmet veriyor.
Sıkça Sorulan Sorular
İtalya’nın tarihî şehirleri hangileridir?
İtalya zaman tünelini andıran duraklara dolu. Floransa, Roma ve Venedik İtalya’nın tarihî şehirlerinin başında geliyor. Bunlara ek olarak Milano, Napoli ve Siena da söylenebilir.
İtalya’da şehir gezisi için en iyi rota nasıl oluşturulur?
İtalya’da mükemmel bir şehir gezisi istersen Roma, Floransa ve Venedik üçlüsünü baz alabilir, Toskana kasabalarını veya Bologna gibi lezzet duraklarını da gezi planına ekleyebilirsin. Şehirler arası geçişlerde zamandan tasarruf etmek için hızlı treni kullanabilir, müze girişlerinde beklememek için biletini önceden satın alabilirsin.
İtalya’da mutlaka görülmesi gereken şehirler hangileridir?
İtalya denildiğinde akla gelen ilk şehirler Roma, Floransa, Venedik, Siena ve Napoli. Klasik rotaların ötesinde bir gezi hayal ediyorsan rotanı Bologna, Genova ve Perugia şehirlerine çevirmelisin.
İtalya’nın en romantik şehirleri hangileridir?
Romantizmi doruklarına kadar yaşamak istersen Venedik, Verona veya Floransa ilk tercihin olabilir. Venedik’te kanallarda gondol sefası, “Aşkın Şehri” Verona’da Juliet’in Evi ve Floransa’da Rönesans sanatının estetiği eşliğinde romantik anlar yaşayabilirsin.
İtalya’nın en güzel kıyı şehirleri hangileri?
İtalya’nın upuzun sahil şeridi, dik yamaçlardaki renkli köylerden kristal berraklığındaki körfezlere kadar birçok durağı içeriyor. İtalya seyahatinde gezebileceğin en güzel kıyı şehirlerine Positano, Vernazza, Polignano a Mare, Portofino, Taormina ve Otranto örnek verilebilir.
Kuzey İtalya’da gezilecek şehirler hangileridir?
Kuzey İtalya’da Milano, Venedik ve Bologna şehirleri gezilebilir. Bunun haricinde Torino, Padova ve Verona kuzey taraflarında gezilecek şehirler arasında.
Güney İtalya’da hangi şehirler görülmeye değerdir?
İtalya’nın güneyi her biri kendine özgün olan şehirleriyle farklı gezi rotaları sunuyor. Napoli, Bari, Matera, Catania, Sorrento ve Lecce görülmeye değer şehirler arasında sayılabilir. Bu şehirlerde tarihî sokaklarda kaybolabilir, yerel lezzetlerin ve Akdeniz güneşinin tadını çıkarabilirsin.
Toskana bölgesinde hangi şehirler gezilebilir?
Toskana kültürel açıdan oldukça zengin bir bölge. Burada Floransa, Siena, Arezzo ve Pisa şehirleri gezilebilir. Bu şehirler uçsuz bucaksız selvi ağaçları ve üzüm bağları arasından yükselen tarihî kuleleriyle bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor.