Karlı günleri şimdilik geride bırakırken fark ettim ki bizim buralara yağan kar bana yetmemiş, çocuk sevincim yarıda kalmış. Kartopu oynayamadan, senenin ilk kardan adamını bile yapamadan karlı günler geçip gidivermiş. Ben de kar sevdamı başka yerden canlandırayım dedim. Geçtiğimiz aylarda gittiğim Karadeniz Turu’ndan en karlı, en keyifli, bakmaya doyamadığım manzaraları gözümün önüne getirdim ve başladım yazmaya. Şimdi aklımla birlikte ruhumun da ilk gittiği yeri, Uzungöl’ü anlatacağım size…

Uzungöl’ü Nasıl Bilirdiniz?
Tertemiz havası, yaylaları, gölleri, alabalığı ve daha birçok özelliğiyle gidenlerden dinledim hep Uzungöl’ü ve göl kıyısında yer alan, artık bu bölgenin sembolü haline gelmiş Uzungöl Camisi’nin de renk kattığı meşhur fotoğraflardan tanıdım. Uzungöl ile birebir tanışmamızsa hep bildiğimden bambaşka bir haliyle oldu. Bu zamana kadar duyduğum, gördüğüm hep bir bahar havası, hep bir göz alıcı yeşillikti ve kesinlikle muhteşemdi. Kendisiyle buluştuğumda ise bembeyaz karlar altında, doyulmaz bir manzara sunuyordu. Yine göz alıcıydı ama bu kez yeşiliyle değil beyazıyla… Boşuna “dört mevsim büyüleyici güzelliğiyle…” diye başlamıyormuş Uzungöl ile ilgili tüm yazılar.

Yemek Zamanı!
Saat 14.00 civarıydı ve karlı olduğu kadar da keyfi bol bir kasım günüydü… Günün ilk yarısını Sümela Manastırı’nın güzel manzarasında, rehberlerimizden duvarları süsleyen fresklerin anlamlarını dinleyerek geçirmiştik. Uzungöl’e geldiğimizdeyse hepimizin karnı çok açtı. Burada hem restoran hem otel olarak işletilen bazı mekanlar bulunuyor. Biz de bunlardan birin seçip leziz yemekler yeme fırsatı bulduk.

Bir an önce dışarıya çıkıp dolaşmak hevesiyle, iştahımızı iyice açan yemekleri mümkün olduğunca hızlı yedik ve keşfetmek üzere karlı Uzungöl manzarasının kucağına bıraktık kendimizi.

Uzungöl Semalarında Keşif Başlasın!
Trabzon’un doğal güzelliklerinden sadece bir tanesi olan Uzungöl, Çaykara ilçesinde bulunuyor. Muhteşem manzarası ve havasıyla yerli ve yabancı tüm turistleri kendine hayran bırakan Uzungöl, bulunduğu vadinin ortasındaki yamaçlardan heyelan sonucu düşen kayaların Haldizen Deresi’nin önünü kapatmasıyla oluşmuş. Göl civarında çoğu ahşap bungalovlardan oluşan birçok pansiyon, otel ve restoran bulunuyor.

Restoran çıkışı keşif yürüyüşüne çıkmadan önce şöyle bir etrafıma baktım da karlarla kaplı yamaçlar, önümüzde uzanan göl ve gölün öte kıyısında kendini gösteren cami… Hepsi beraber çok güzel bir bütün oluşturuyorlardı. Bahar aylarının turist kalabalığı yoktu ve bu sakinlik bembeyaz örtüye çok yakışıyordu.

Gölün öte kıyısından bizi selamlayan Uzungöl Camisi 2002 yılında yapılmış. Kısa sürede göl ile bütünleşip bölgenin sembolü haline gelmiş ve bölgeye dair tüm fotoğrafları süsler olmuş. Öyle ki, onsuz bir Uzungöl fotoğrafı düşünülemez olmuş.

Karlı havadan dolayı daha yukarılara, yaylalara çıkamayacak olsak da caminin bulunduğu tarafa doğru yürümeye başlıyoruz, gözümüz manzarada. Önüm, arkam, sağım, solum… Sanırım karlı manzaraları da çok seviyorum. Karşımıza çıkan kardan adama da selam verip soğuğa aldırmadan yürümeye devam ediyoruz.

Hedefimiz hediyelik birkaç şey bulmak ama kar kış olunca çok açık yer bulamıyorsunuz. Sonunda caminin yakınlarında Uzungöl hatırası olacak küçük şeyler alabileceğimiz açık bir yer buluyoruz. Alışverişi tamamladıktan sonra sıcacık bir çay içmek çok iyi geliyor. Sonrası iyilik sağlık…

Otobüslerimize binip, Karadeniz türküleri eşliğinde Uzungöl’den ayrılırken aklımda tek bir şey var: Burayı baharda da görmeliyim; en yeşil haliyle!



Çağla Açıkgöz
