Koyu Mod Açık Mod
Koyu Mod Açık Mod
Salzburg'da Gezilecek Yerler
Dünyanın Dört Bir Yanından Görülmesi Gereken Şehirler

Dünyanın Dört Bir Yanından Görülmesi Gereken Şehirler

Bruges (Belçika) Bruges (Belçika)

Turistik şehirler dediğimizde bazılarının gözünde kalabalık caddeler gelebilir. Gerçek şu ki onlar mimarinin, sanatın ve tarihin ilmek ilmek işlendiği şaheserler aslında. Mesela Paris’i, romantik atmosferiyle ünlü olan başkenti ele alalım. Sen Nehri’nin kenarında yaptığın kısa yürüyüşlere eşlik eden Eyfel Kulesi manzarası ve estetik yapılar seni masalsı bir yolculuğa çıkarıyor. Âdeta bir sanat harikası olan Venedik’in bitmeyen enerjisi ve suya yansıyan ihtişamlı sarayların eşsiz silüetleri seni karşılıyor. Batı’dan Asya’ya doğru uzandığındaysa Japon kültürünün gelenekselliği büyülüyor.

Kısacası dünyanın neresine gidersen git, unutamayacağın anıları çantana koyup döneceğin birçok durak, özgün hikâyeleriyle mükemmel bir deneyim vadediyor. Şimdi hazırsan gel, eğlenceli ve kültür dolu bir yolculuğa çıkalım.

Floransa (İtalya)

İlk sıralarda yer alması gerektiğini düşündüğümüz o şehirdeyiz. Floransa ya da yerli halkın dediği şekliyle Firenze, Rönesans’ın doğduğu yer. Sanatın ve günlük yaşamın iç içe geçtiği büyüleyici bir şehir burası. Sokaklarında dolaşırken kendini âdeta bir açık hava müzesinde hissedeceğini söyleyebiliriz. Neden mi? Çünkü Leonardo da Vinci, Michelangelo ve Donatello gibi ustalar Floransa’da yaşamış ve bunun izlerini bütün şehirde görmen garanti!

Şehir sadece sanattan ibaret değil elbette. Lezzetli mutfağıyla, el yapımı deri ürünleriyle ve La Dolce Vita ruhuyla da ön planda. Floransa’nın simgesi Santa Maria del Fiore Katedrali, Filippo Brunelleschi’nin tasarımıyla hayata geçirilmiş. Katedralin dev kubbesi dikkatleri çeken detaylardan biri. Yakınlardaki Vaftizhane’nin ünlü kapıları da sanatseverleri büyüleyen parçalar arasında. Uffizi Galerisi’nde Sandro Botticelli ve Leonardo da Vinci eserleri görülebiliyor. Accademia Galerisi’yse Michelangelo’nun ünlü Davut Heykeli’ne ev sahipliği yapıyor.

Şehir köklü ve ünlü tarihinin haricinde canlı kültürüyle de tanınıyor. Scoppio del Carro gibi geleneksel etkinlikler, Ponte Vecchio üzerinde yer alan kuyumcular ve Boboli Bahçeleri’nin huzur dolu atmosferi Floransa’nın yaşayan bir şehir olmasında bir numaralı etken! Şehir turist yoğunluğu bakımından oldukça zengin bir bölgede. Bu nedenle rezervasyonları ve biletleri erkenden ayarlamak, ziyaret içinse günün erken saatlerini tercih etmek makul olabilir. Ne zaman gideceğine karar veremediysen bizden ufak bir tavsiye, şehri keşfetmek için en ideal zaman bahar ayları.

Venedik (İtalya)

Venedik

Dünyanın en romantik şehirlerinden biri olan Venedik’in, birçok turistin hayalini süslediği su götürmez bir gerçek! 118 ada ve 400 köprünün üzerine kurulan bu masalsı şehir, eşi benzeri olmayan yerlerden. İlk bakışta popülerliğinin getirdiği kalabalık gözünü korkutabilir ancak hiç merak etme! Ara sokaklara adım attığında seni sakin ve otantik bir dünya karşılıyor.

Şehrin kalbi olarak niteleyebileceğimiz San Marco Meydanı’nda neler yok ki? Altın mozaiklerle gözleri kamaştıran San Marco Bazilikası’ndan San Marco Campanile’ye kadar pek çok turistik durak burada yer alıyor. Meydanı asıl ilginç kılan detaylardan biriyse mevsim koşullarından dolayı meydanın zaman zaman sular altında kalması. Bu durum âdeta meydanın karakteristik bir özelliği hâline gelmiş.

Venedik’in tarihini anlamak istersen Dükler Sarayı’nı kesinlikle görmelisin. Orayı gezdikten sonra Bridge of Sighs üzerinden geçip eski hapishanelere ulaşabiliyorsun, gerçekten ilginç bir deneyim! Şehri keşfetmenin en keyifli yollarından biri de Grand Canal’da vaporettoya yani deniz otobüsüne binmek. Suyun üzerinde ilerlerken sarayları izlemek, Ca’ d’Oro gibi muhteşem yapıları görmek bu yolculuğu daha da unutulmaz kılıyor. Sanatseverler için Gallerie dell’Accademia ve Scuola Grande di San Rocco da mutlaka uğranması gereken yerler.

Venedik’in yerel ruhunu hissetmek için bacaro denilen küçük mekânlara da uğrayabilirsin. Burada cicchetti gibi lezzetleri deneyebilirsin. Şehrin dışındaysa Burano renkli evleriyle, Murano cam sanatlarıyla, Torcello tarihî dokusuyla öne çıkıyor.

Venedik’i ziyaret etmeye karar verdiğinde iyi bir plan yapmakta fayda var. Şehrin en popüler noktalarında bulunan Venedik otellerinden birini seçerek eşsiz bir konaklama deneyimi yaşayabilirsin.

Paris (Fransa)

Romantik şehirlerden bahsederken Paris’i es geçmek olmaz! Burası tam anlamıyla bir âşıklar şehri. Taptaze ve sıcacık bagetler, tarihi atmosfer ve piknik kültürü, bu şehrin en ünlü detayları diyebiliriz. Burada hayat kalabalık ve hareketli metropollere nazaran biraz daha yavaş akıyor. 14 kilometrelik uzun koridorlarıyla ünlü Louvre Müzesi’nin dünyanın en büyük sanat hazinelerinden biri olduğu bir gerçek ancak Paris’i yalnızca klasiklerden ibaret göremeyiz. Modern mimarinin önemli isimlerinden de etkileyici detaylar görebilirsin. Örneğin Fondation Louis Vuitton ve Bourse de Commerce oldukça dikkat çekici.

Eğer daha samimi bir ortam düşlüyorsan sana Le Marais bölgesini, galerileri ve Musee Carnavalet gibi müzeleri tavsiye edebiliriz. Fotoğraf tutkunları içinse Maison Europeenne de la Photographie âdeta bir vaha! Paris’i hissetmenin yolu yalnızca müzelerden geçmiyor tabii ki. Notre Dame Katedrali yakınlarında piknik yapmanın veya geleneksel kruvasan yapımını öğrenmenin mükemmel bir deneyim olacağından emin olabilirsin.

Daha da farklı bir keşif arıyorsan Paris Katakomblarını ziyaret listene mutlaka eklemelisin. Şehrin ruhu mahallelerinde gizli! Montmartre, Sacre-Coeur Bazilikası’yla tarihî dokusunu korurken Canal Saint-Martin daha modern ve sosyal bir atmosfer sunuyor. Paris’te konaklamayı planlıyorsan şehrin kalbinde konforlu ve unutulmaz bir deneyim için birçok seçeneğin bulunuyor. Paris otellerini inceleyerek gezi planına uygun olanı seçebilirsin.

Prag (Çekya)

Prag (Çekya)

Orta Çağ atmosferi, gotik kuleleri ve barok mimarisiyle Yüz Kuleli Şehir ünvanını hak eden büyüleyici başkent Prag’ı tanımaya ne dersin? Şehre adım atar atmaz kendini bir film setine gelmiş gibi hissedebilirsin. Eğer şehrin ritmini yakalamak istiyorsan konaklama için Stare Mesto merkezini tercih edebilirsin. Eğer yerel bir deneyim yaşamak istiyorsan Vinohrady ve Holesovice senin için uygun bir seçim olabilir.

Şehri nasıl daha iyi keşfedeceğini merak ediyorsan yürümeni tavsiye ederiz. Ama Arnavut kaldırımlı sokaklarda uzun yürüyüşler için rahat bir ayakkabı tercih etmeyi unutma!

Prag Astronomik Saati görmek için Eski Şehir Meydanı’na doğru yola çıkmalısın. Prag Kalesi’ne ulaşmak içinse Charles Köprüsü’nü geçmen gerekecek. Prag’ın yerel tatlarını, özellikle içeceklerini denemek istersen rotanı kafelere, restoranlara çevirebilirsin. Sokak sokak gezerken acıktığını hissedersen kızarmış ördekle ekmek köftesini tercih edebilirsin. Enerjini yerine getirmek için kolache isimli yerel tatlıyı mutlaka denemelisin.

Barselona (İspanya)

Barselona (İspanya)

Kökeni Roma Dönemi’ne kadar uzanan Barselona’ya gitmeye hazır mısın? Akdeniz’in bu sıcacık şehri modernizmin ve tarihin bir araya geldiği eşsiz bir durak. Bir yanda Orta Çağ sokaklarıyla diğer yanda modern mimariyle büyüleyen Barselona’nın her köşesinde Antoni Gaudi’nin eserlerini görebilirsin. Şehrin en çok ilgi çeken yapısı dünyaca ünlü La Sagrada Família. Böylesi şöhret sahibi olmasının sebeplerinden biriyse 130 yıldan uzun süredir devam eden inşası. Gaudi’nin Casa Batllo ve La Pedrera eserleriyle bu enerjik şehir bir açık hava müzesine benziyor.

Şehrin karakterini hissetmek için mahalleleri, ara sokakları keşfe çıkabilirsin. Tarihî dokusuyla Barri Gotic, bohem havasıyla El Born ziyaretçilerini bambaşka atmosferlere doğru çekiyor. Picasso Müzesi’yse sanatçının geçmişine ışık tutarak şehir keşfini ileriye taşımak için ideal.

Burada bittiğini sanma! Barselona, Barceloneta plajları ve Collserola Tepeleriyle doğanın kucağında muhteşem bir tatil seçeneği de sunuyor.

Sevilla (İspanya)

Sevilla (İspanya)

Sırada Endülüs’ün portakal kokulu büyüleyici şehri Sevilla var. Geleneksel çinilerle süslenmiş dar sokaklarında kaybolmanın unutulmaz bir deneyim yaşatacağından emin olabilirsin! Şehrin en önemli yapılarından Real Alcazar of Sevilla, Mağribi mimarisi ve etkileyici bahçeleriyle öne çıkıyor. Hemen yanında yer alan Sevilla Katedrali’yse dünyanın en büyük gotik katedrallerinden biri ve Kristof Kolomb’un mezarına ev sahipliği yapıyor. Katedralin kulesi La Giralda rampalı yapısıyla kolay bir tırmanış ve eşsiz bir manzara sunuyor.

Şehrin en dikkat çekici meydanlarından Plaza de Espana yarım daire formuyla ve çinili detaylarıyla görsel bir şölen sunuyor. Dinlenmek için yemyeşil bir alan arayışına girersen yolun belli: Parque de Maria Luisa. Modern Sevilla’yı yansıtan Metropol Parasol gün batımını karşılarken etkileyici manzaralara tanık olma fırsatı sunuyor. Alışveriş yapmak için Calle Tetuan öne çıkıyor. Triana Mahallesi’yle Flamenko ve tapas kültürüyle dolu eğlenceli saatler geçirmek isteyenler için en doğru adreslerden.

Sevilla, tarihî ve modern yaşamı bir arada sunarak ziyaretçilerini anın tadını çıkarmaya davet ediyor. Sevilla’nın muhteşem otellerinde konaklamaya ne dersin? Senin için birbirinden güzel seçenekleri bir araya getirdik. Hemen Sevilla otellerini incele ve seçimini yap!

Dubrovnik (Hırvatistan)

Dubrovnik (Hırvatistan)

Surlarla çevrili, masallardan fırlamış gibi olan bir Orta Çağ şehrine doğru yola çıkıyoruz! Adriyatik’in kıyısında kurulu bu şehir barok mimariyi yansıtan binaları, kiremit çatılı evleri ve mermer sokaklarıyla daha ilk bakışta insanı kendine çekiyor. Buraya gelince yapacağın ilk şeylerden biri 2 kilometrelik şehir surlarında yürümek olmalı. Tarihî dokuyu yakından görüp Adriyatik’in o nefis manzarasını izlemek gibisi yok!

Şehrin ana caddesi Stradun ise sabah kahvesi içmek için birebir. Oturup biraz etrafı izlemek ve yerel hayatı canlı canlı keşfetmek gerçekten keyifli bir deneyim. Tarih meraklılarının mutlaka görmesi gereken yerler arasında Rektör Sarayı ve Dubrovnik Katedrali yer alıyor. Katedraldeki kutsal emanetler şehrin geçmişine dair güzel ipuçları veriyor.

Dubrovnik lezzet açısından taze deniz ürünleriyle öne çıkıyor. “Biraz şehirden uzaklaşayım.” dersen Lokrum Adası tam kafa dinlemelik! “Manzaraya daha yukarıdan bakayım.” dersen de Srđ Dağı’na çıkıp Dubrovnik’i kuş bakışı izleyebilirsin. Dubrovnik tarihî ve doğal güzellikleriyle her ziyaretçiye farklı bir hikâye anlatıyor.

Bruges (Belçika)

Bruges (Belçika)

Belçika’nın en iyi korunmuş Orta Çağ şehirlerinden biri olan Brugge, gerçekten ilk anda “Zaman burada durmuş!” hissi veriyor. Taş sokaklar, kanallar ve o tarihî doku… Hani her köşe başında fotoğraf çekmek istersin ya, burası işte tam öyle bir yer. Brugge’u keşfetmenin en keyifli yollarından biri kanallarda yapılan tekne turları. Bu turlar sırasında Rosary Quay gibi ikonik noktalarda eşsiz manzaralar yakalayabilirsin.

Yerel lezzetler efsane, waffle ve çikolata zaten bir klasik ama Belçika’nın meşhur patates kızartması da mutlaka denenmeli!

Şehrin kalbi Markt Meydanı tarihî lonca evleriyle dikkat çekiyor. Belfort Çan Kulesi’ne çıkarak panoramik manzara izlenebilir. Sanatseverler için Groeningemuseum ve Meryem Ana Kilisesi önemli duraklar. Daha sakin bir atmosfer arayanlarsa Begijnhof’ta huzur bulabilir. Brugge her köşesinde keşif sunan masalsı bir şehir.

Hallstatt (Avusturya)

Hani kartpostallarda eşsiz manzaralar görürsün ya, işte Hallstatt tam da öyle bir yer! Her mevsimde ayrı güzel. Yazın rengârenk çiçeklerle, kışın bembeyaz karın altında bambaşka bir havaya bürünüyor. Her mevsimi ayrı güzel olan bu şehre dünyanın dört bir yanından turistler akın ediyor ve hâliyle hemen hemen her dönemde kalabalık oluyor. Eğer bu kalabalıktan sıyrılmak istersen erken saatlerde gezmek ya da kasabada konaklamak senin için ideal olabilir.

Buranın hikâyesi aslında tuz madenciliğine dayanıyor. Salzwelten Hallstatt dünyanın en eski tuz madenlerinden. Ziyaretçilere hem tarihî hem eğlenceli bir deneyim sunuyor. Manzara için de seçenek çok. Hallstatt Skywalk ve Five Fingers Observation Deck yukarıdan bakınca gerçekten “İyi ki gelmişim!” dedirten yerlerden.

Daha farklı bir şey görmek istersen Hallstatt Beinhaus yani Kemik Evi var. Biraz sıra dışı ama kasabanın geçmişini ve geleneklerini anlamak için ilginç bir durak. Biraz kafa dinlemek istersen de Hallstatter See’de tekne turu yapmak güzel bir seçenek. Gölün ortasından kasabaya bakarken keyif alacağının garantisini verebiliriz.

Yemek tarafında da klasik Avusturya lezzetleri var: şnitzel, taze balık ve elmalı strudel. Küçük bir yer olması seni yanıltmasın, Hallstatt hem doğasıyla hem tarihiyle insanın aklında kalan bir yer oluyor.

Kyoto (Japonya)

Kyoto (Japonya)

Kyoto Japonya’nın eski başkenti ve kültürle modern hayatın en güzel dengelendiği şehirlerden biri. 794’ten 1868’e kadar imparatorluğun başkenti olmuş. Tarihî dokusunu hâlâ koruyor.

Bugün yaklaşık 1,5 milyonluk bir şehir ama sokaklarda gezerken o eski Heian-kyo ruhunu hâlâ hissedebiliyorsun. Şehrin merkezinde yer alan Nijo Castle, şogunların ihtişamını görmek için birebir. Özellikle o “bülbül zemin” denilen, üzerinde yürüyünce ses çıkaran güvenlik sistemi bayağı ilginç. Şehrin modern tarafını görmek istersen de Kyoto Railway Museum ve Kyoto Station güzel örnekler. Bir de Kyoto Tower’a çıkarsan tapınaklarla modern binaların nasıl iç içe geçtiğini yukarıdan net bir şekilde görüyorsun.

Daha geleneksel bir atmosfer için Higashiyama tarafına geçmek lazım. Burası tam olarak eski Japonya hissini veriyor. Nanzen-ji ve Philosopher’s Path özellikle sakura zamanında inanılmaz güzel oluyor, yürüyüş yaparken resmen kafa dinliyorsun. Gion ve Kennin-ji tarafındaysa çay kültürünü ve geleneksel tapınak atmosferini daha yakından hissediyorsun. Biraz daha geniş alanlarda gezmek istersen Kyoto Imperial Palace Park ve Sento Imperial Palace imparatorluk geçmişini yansıtıyor. Daha modern bir yer arıyorsan Kyoto International Manga Museum da keyifli bir durak.

Kyoto öyle koştur koştur gezilecek bir yer değil. Tarih, kültür ve modern yaşamı bir araya getiriyor. Tapınakların sessizliği, çay seremonileri ve modern mekânlarda geçirilen zaman ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim sunuyor.

Hoi An (Vietnam)

Hoi An (Vietnam)

Vietnam zamanın biraz daha yavaş aktığı, insanın içini sakinleştiren eski bir liman kenti. Hanoi’nin kalabalığından sonra burası resmen nefes aldırıyor. Özellikle akşamları o sarı fener ışıkları yanınca şehir bambaşka bir havaya bürünüyor.

UNESCO korumasındaki Eski Şehir bölgesi de başlı başına açık hava müzesi gibi. Burada 800’den fazla tarihî bina var. Gezmeye başlamak için en güzel noktalardan biri Japanese Covered Bridge. 1500’lü yıllardan kalma bu köprü, üzerindeki maymun ve köpek heykelleriyle dikkat çekiyor. Detaylarına baktıkça işçiliği insanı derinden etkiliyor.

Tan Ky House da mutlaka görülmeli. Yedi nesildir aynı aileye ait ve bunu evin her köşesinde hissediyorsun. Japon ve Çin etkileri, ahşap detaylar, ince ince düşünülmüş süslemeler, hepsi bir arada. Şehirde gezerken Tran Duong House gibi eski Fransız etkisini taşıyan evlere de denk geliyorsun. İçerideki mobilyalar, objeler derken buranın sadece eski binalardan ibaret olmadığını fark ediyorsun. Şehrin sokaklarında yürümek, tapınakları ve eski evleri ziyaret etmek, geleneksel yaşamla fenerlerin sıcak ışıkları altında kendini bulmama ihtimalin yok. Hoi An sadece bir gezi noktası değil, fenerlerin gölgesinde yaşanan gerçek bir masal diyarı.

Udaipur (Hindistan)

Udaipur (Hindistan)

Udaipur Hindistan’ın Rajasthan eyaletinde, Lake Pichola’nın kıyısına kurulmuş, etrafı Aravalli Range ile çevrili sakin ve gerçekten çok güzel bir şehir. Dar sokaklarıyla, göle bakan eski evleriyle ve saraylarıyla büyüleyici görünen bu şehri gezerken sık sık “İyi ki buradayım.” diyeceğine eminiz.

Şehrin en dikkat çeken yerlerinden biri City Palace. 1500’lerin sonlarından itibaren yapılmaya başlanmış ve zamanla eklenerek büyümüş. İçeride gezerken aynalı odalar, çiniler, detaylı süslemeler derken insanın gözü sürekli bir şeylere takılıyor. Özellikle Mor Chowk’taki tavus kuşu mozaikleri gerçekten çok etkileyici.

Udaipur’un asıl ruhuysa tam anlamıyla Lake Pichola’da hissediliyor. Gölde tekne turu yapmak inanılmaz keyifli. Ortasında yer alan Jagmandir Island Palace taş fillerle süslü ve özellikle akşamları ışıklar yanınca gölün ortasında parlayan bir mücevher gibi görünüyor. Biraz yukarı çıkıp manzara izlemek istersen Sajjangarh Palace güzel bir seçenek. Şehir ve göl manzarası gün batımında gerçekten çok iyi oluyor. Tarihe meraklıysan Ahar Cenotaphs da ilginç bir durak.

Biraz daha yerel hayatı görmek istersen Shilpgram’a uğrayabilirsin. El sanatları, danslar, renkli bir ortam… Kısacası şehir sadece saraylardan ibaret değil. Udaipur’un her köşesi âdeta canlı bir tablo! Udaipur’un en güzel yanlarından biri şu ki acele etmene hiç gerek yok. Göl kenarında bir kafeye oturup çayını içmek, etrafı izlemek bile başlı başına bir keyif. Zaten bir süre sonra fark ediyorsun, burası gezilecek bir yerden çok hissedilecek bir yer.

Göl manzaralı sarayların ve tarihî dokunun tam ortasında kalmak istersen Udaipur otellerine göz atmalısın. Modern ve geleneksel konaklama yerlerinde şehrin ruhunu doyasıya yaşayabilirsin.

Marakeş (Fas)

Marakeş Fas’ın “Kırmızı Şehir” diye anılan en karakteristik yerlerinden. Dar sokaklar, baharat kokuları, her köşede başka bir hareketlilik… Daha ilk andan itibaren kendini bambaşka bir atmosferin içinde buluyorsun. Şehrin kalbi kesinlikle Jemaa el-Fnaa Meydanı. Gündüz çok sakin gibi duruyor ama akşamları cıvıl cıvıl oluyor. Gösteri yapanlar, hikâye anlatanlar, sokak yemekleri… Resmen açık hava sahnesi!

Şehrin simgelerinden biri de Koutoubia Mosque. 12. yüzyıldan kalma minaresi son derece etkileyici, zaten şehrin birçok yerinden görebiliyorsun. “Biraz kalabalıktan kaçayım.” dersen bahçeler iyi geliyor. Özellikle Bahia Palace hem mimarisiyle hem detaylarıyla gezmesi çok keyifli bir yer. Odalar, avlular, süslemeler… İnsan uzun uzun bakmak istiyor. Saadian Tombs ise daha sakin ama etkileyici bir durak. Ahşap oymalar, mermer detaylar derken ortamın bir ağırlığı var. Bir de El Badi Palace var. Şu an daha çok kalıntı hâlinde ama yine de şehrin geçmişteki ihtişamını hissettiriyor.

Marakeş’te Palmeraie Museum gibi yerlerde modern Fas sanatını da görebilirsin. Bir de Gueliz tarafına geçersen şehrin daha modern, daha düzenli bir yüzüyle karşılaşıyorsun. Dar sokaklarda kaybolup meydanların enerjisini hissettiğinde Marakeş’in büyüsü seni asla bırakmayacak. Her adımda tarih, kültür ve yaşam bir arada yaşanıyor.

Chefchaouen (Fas)

Udaipur (Hindistan)

Rif Dağları’nın arasında saklanmış, mavi tonlarıyla insanı gerçekten büyüleyen bir kasaba Chefchaouen. Fas’ın o yoğun ve kaotik havasından sonra burası bayağı sakin geliyor. Her yer turkuazdan koyu maviye kadar farklı tonlarda. Sanki yetenekli bir sanatçının elinden çıkmış bir tablo gibi.

Gezmeye genelde Medina sokaklarında başlıyorsun. Daracık yollar, renkli kapılar, mavi duvarlar… Yürürken sürekli durup fotoğraf çekmek istiyorsun. Arada Plaza Uta El Hammam’a uğrayıp biraz oturmak da iyi geliyor. Şehrin tarihî yüzünü görmek istersen Kasbah’a çıkabilirsin. Bir de Portuguese Tower var, yukarı çıktığında kasabanın o mavi çatılarını tepeden görmek gerçekten çok güzel. Biraz yerel hayatı hissetmek istersen Horno Bab El Ain’e uğrayıp taze ekmek kokusunu içine çekebilirsin. Sonra Ras El Maa tarafına geçip suyun sesi eşliğinde biraz dinlenmek iyi gelebilir.

Gün batımı için en güzel noktalardan biri Spanish Mosque. Tepeden bakınca güneş yavaş yavaş dağların arkasına inerken kasabanın rengi iyice değişiyor. Gerçekten de izlemeye değer. Doğayı seviyorsan Bouhachem Forest tarafında yürüyüş yapabilir, hatta şanslıysan makak maymunlarını bile görebilirsin. Bir de kasabadaki Grand Mosque sekizgen minaresiyle farklı bir detay olarak dikkat çekiyor.

Dünyada mutlaka görülmesi gereken şehirlerden bazılarını senin için listeledik. Burada gördüğün şehirlerin her biri bambaşka bir dünyaya açılıyor. Bazısı mimarisiyle etkiliyor, bazısı kültürüyle içine çekiyor, bazısıysa doğasıyla insanı sakinleştiriyor.

Floransa’da sanatın izlerini sürmek, Venedik’in kanalları arasında kaybolmak, Paris’in romantik atmosferini solumak, Kyoto’da geleneksel kültürü hissetmek ya da Marakeş’in medinalarında dolaşmak… Nereden başlayacağın sana kalmış. Hadi, durma! Dünyada keşfedilmeyi bekleyen çok yer var.

Emirhan Keleşoğlu

Emirhan Keleşoğlu

Doğuş Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudum. Okulla birlikte video, görsel ve metin gibi farklı formatlarda içerik üretimine de başladım. Şimdi de Etstur'da içerik editörlüğü yapıyorum.

Önceki Yazı
salzburg gezilecek yerler popüler rotalar

Salzburg'da Gezilecek Yerler