Koyu Mod Açık Mod
Koyu Mod Açık Mod

Demin En Güzel Hali

Çok uzun yıllar öncesine dayanıyor çayın insanoğluyla tanışması. Yaklaşık 5000 yıllık geçmişinde keşfedilmesiyle ilgili onlarca efsanesi var. Aralarında en çok kabul göreni ise ziraatın ve bitkisel ilaçların ustası Büyük Çin İmparatoru Shen Hung’un hizmetlilerinden birinin keşfiyle ilgili.

Çayın Demi

Bir gün su kaynatırken suyun içine çay ağacının yapraklarını düşürüyor ve suyun rengi değişiyor. Ne tesadüf ki imparator sudan gelen kokuyu hissediyor ve bu olaydan sonra çayın lezzetli kokusu tüm dünyayı sarmaya başlıyor. Efsaneleri bir kenara bırakacak olursak, çayla ilgili bildiğimiz en büyük gerçek Çin tarihine damgasını vurmakla kalmayıp dünyayı peşinden koşturan bir lezzet olduğu. Hatta öyle ki tutkunlarının yanı sıra büyük bir imparatorluğun kaderini değiştirirken sayısız kültürün de ritüeli oluveriyor.

 

SadouÇaya Giden Yol: Sadou
Japonlar için çay en az bizdeki kadar değerli. Hatta onlar bizden bir adım daha önde desek yanlış olmaz. Zamanla çay içme geleneği haline gelen ve Zen Budizmine dayanan Sadou için Japon halkı evlerine özel olarak tasarlanan chasitsu adı verilen odalar bile eklemiş. Hatta bir dönem bu odalar yerine uzak ve sakin yerlere küçük yeşil evler inşa ettikleri bile olmuş. İşte bu küçük çay evleri hala milli parklarda ve sarayların içinde ziyaret edilebiliyor. Yolunuz düşerse bu muhteşem evlerin çay kokulu atmosferini solumayı unutmayın.

Çaya giden yol anlamını taşıyan sadou seremonisinin bazı kuralları da var. En önemlilerinden biri ise erkeklerin silahlarıyla, kadınların ise ziynet eşyalarıyla içeri girmemesi gerekiyor. Bu zorunluluk insanların dünya zenginliğinden arınarak tevazuya bürünmesini amaçlıyor. Ev sahibi ile misafirin son görüşmesiymiş gibi hürmetli ve saygılı bir ağırlama olması da bir başka kural.

Tea HouseJaponya Çay Seremonilerinden Tea House’lara
1610 yılında Japon adası Hiroda’dan yeşil toz halinde alınan çay Hindistan gemileri ile Avrupa’ya taşınıyor. Çayla ilk tanışanların kraliyet ailesinden olması da tesadüf değil elbet. Kraliyet ailesi çayı kısa sürede bir kültür haline getirmeyi başarıyor. İlk başlarda Bedford Düşesi’nin saat 4 sıralarında misafirlerine kekle beraber ikram ettiği bir alışkanlık haline geliyor ve ‘4 çayı’ ya da bizdeki adıyla ‘5 çayı’ İngiliz gelenekleri arasındaki yerini alıyor.

Zamanla kraliyet sınırlarını da aşıyor ve Londra’nın en güzel köşelerindeki havalı Tea House’lara dönüşüyor çay tutkunlarının öyküsü. Ve çaya adeta bir kimlik veriyor İngilizler; nane, tarçın, elma ve en çok da sütle birleştirip o muhteşem kokusuna bir de aroma ekliyorlar.

Türk Usulü ÇayBiz Onu Zaten Çok Seviyoruz
Kahvaltı sofralarında, balkon sefalarında hatta komşu ziyaretlerinde ilk o geliyor akla. Sıcak bir sohbetin başucundaki yerini hemen alıveriyor, hele bir de demi kıvamındaysa. Çoğu sohbette kendinden de bahsettiriyor, öyle ki sohbetin ucu Karadeniz kıyılarına kadar uzanıyor. Nasıl uzanmasın ki! İlk o topraklarda yeşeriyor çay tohumu ve en çok Karadeniz topraklarını yeşertiyor.

Bizim çayla tanışıklığımız Avrupa’ya göre daha geç bir döneme denk geliyor. 1787 yılında Japonya’dan gelen tohumlar, Bursa’da ekiliyor fakat iklim şartlarının elverişli olmaması, başarıya engel oluyor. 1924 yılında Ali Rıza Erten’in Rize’de çay için uygun koşulların olduğunu anlamasıyla beraber bizde de İngilizlerinkine benzer bir geleneğin ilk tohumları atılıyor.

Önceki Yazı

5 Adımda Mikonos

Sonraki Yazı

Bir Dünya Tatlı