Yetmedi bana bu Bodrum tatili, tadı damağımda kaldı…

Nereye gideceğimiz konusunda kararsızlıklar içerisindeyken ani bir kararla rotamızı çevirdiğimiz Bodrum’dan gülümseten anılarla döndük, mutluyuz! Salaş ve kendi halinde ortamları tercih eden insanlar olarak, magazin programlarından kalma kalabalık önyargılarımız yüzünden biraz uzak mı kalmışız Bodrum’dan ne? Bodrum’da geçirdiğim bir haftadan sonra bakıyorum da; istisnasız herkese, hepinize tadına doyum olmaz anlar yaşatacak potansiyele sahip burası. Baktığınız yere göre değişir, güzelleşir.

Tatilimizin ilk günü, sabah erkenden Bodrum’daydık. Kalacağımız yer merkezdeydi. Sırtımızda çantalarla yol bulmaya çalışırken navigasyonun azizliğine uğradık ve ara sokaklarda kaybolduk. Aslına bakarsanız fena da olmadı, daha sonraki günlerde işimize yarayacak kestirme yollar keşfetmiş olduk. Kalacağımız yeri bulup çantalardan kurtulduğumuz gibi tekrar Bodrum sokaklarında aldık soluğu.

Bodrum’un yabancısı olunca burada hangi saatler arasında hayat olduğunu kestirmek de zor oldu haliyle. “Çarşısı, barlar sokağı, plaja kıyısı olan kafeleri, şezlongları… Her şey tamam, da nerede bu insanlar, hani binler Bodrum’a akın etmişti?” şaşkınlığıyla gezindik biraz ortalarda. Burada günle gecenin yer değiştirdiğini kalabalıktan sokakta yürüyemez duruma geldiğimizde öğrendik; hiç yabancılık çekmeden de adapte oluverdik.

bodrum-6-825x600

Bodrum’da Bir Gün Nasıl Geçti?

Hiçbir anı boşa harcamamak için günü erken açıp geç kapatıyorduk. Bir günü o kadar tasarruflu kullanıyorduk ki, ilk birkaç günün sonunda sanki çok uzun zamandır buradaymışız hissine kapılmaya başlamıştım. Eh tabi tatilin son günü geldiğinde artık durum tam tersine dönmüştü; “Ne kadar çabuk bitti bir hafta!” serzenişlerindeydik.

Kahvaltının ardından, günün ilk saatlerini tekne turlarında, koylarda yüzerek, akşam saatlerini de çarşı, pazar, kafe, bar yürüyerek değerlendiriyorduk. Bu program, hiç fark etmeden, buradaki günlerimizin standardı olmuştu.

Süreç içerisinde bazı şeyler Bodrum günlüğümüzün vazgeçilmezleri haline geldi. Kaldığımız yerin barlar sokağına da yakın olması sebebiyle o kalabalık sokakları sayısız kez arşınladık. Köşede durmuş, “Tipe göre ücret alınır!” diyen karikatürcü amcalarla sayısız kez göz göze geldik. Her aklımıza geldiğinde mandalinalı ve kavunlu dondurma yedik; harikaydı! Her akşam sebzeli dönerin tadı yeniden damağımızda kaldı. Çok yürüdük, çok yüzdük, hep gezdik, çok eğlendik!

bodrum-5-825x600

İki Vazgeçilmez Lezzet Durağı

Yunuslar Karadeniz Pastanesi, önünden geçtiğiniz anda aklınıza kazınacak bir yer. Emin olun, karnınız tok da olsa, camekânlar ardından karşılaşacağınız renk cümbüşü manzara bile sizi içeri çekmeye yetecek. Rengârenk pastalar o kadar çekici görünüyor ki insan lezzetlerinden şüphe dahi etmiyor. İçeri ilk girdiğimizde, uzun süre ağzımız sulanarak tatlıları inceledik. Sonunda açılışı üzeri meyvelerle dolu olan muhallebilerle yaptık. Buradaki lezzetleri denemek için koskoca altı günümüz daha var diyerek kendimizi teselli ettik ve olay mahallinden uzaklaştık. Sonraki günlerde de zaten burası en sık uğradığımız yerlerden oldu. Kesinlikle içeride, içine çektiği an insanı mutlu eden bir hava var… Sabah dereotlu poğaçası, günün devamında tatlıların en çekicisi derken vakit geldi ve geçti; Yunuslar her hatırladığımda ağzımı sulandıran, gönlümü şenlendiren bir anı olarak bu satırlarda kaldı. (Sadece şimdilik!)

bodrum-8-825x600

Ve ikinci lezzet durağımız; Şirin! Sebzeli döner Şirin’de yenir! Biz buranın ortamını da, çalışanlarını da, sebzeli dönerini de çok sevdik. Hatta İstanbul’a da gelme ihtimallerini duyunca içimiz bir hoş oldu. Ama burada bayıldığım bir şey daha var ki onu da anlatmadan geçmeyeceğim. Dönerinizi üç farklı şekilde tercih edebilirsiniz; ister lavaş, ister tombik, ister yarım ekmek. Ancak dil bilmeyince bu durumu turistlere anlatmakta zorlanmışlar ve çözümü, seçenekleri gözler önüne sermekte bulmuşlar. Dükkânın görünen bir yerinde üç kanca ayarlamışlar ve kancalardan birine lavaş birine tombik, birine de yarım ekmek asmışlar. Demokraside çareler tükenmemiş ve lezzet her kapıyı açmış. Gökten üç tombik düşmüş, hepsini de biz yemişiz. Afiyet olsun!

Bizim Yıldızımız Orak Adası!

Bodrum’un manzarası her yerden bir başka harika! Biz de hem yüzelim hem bu güzelim manzarayı keşfedelim diyerek biri Gümbet, kalan ikisi Bodrum merkez kalkışlı üç ayrı tekne turuna katıldık. Akvaryum koyu, Karaada Sıcak Su, Meteor Çukuru, Poyraz Limanı, Tavşan burnu, Bağla, Deve Plajı, Orak Adası… Bir daha olsa, yine yaparız!

Her durakta manzara başka, deniz başka güzeldi tabi ama ben en çok aklımda kalanlardan biraz bahsetmek isterim. Akvaryum koyu, adı gibi pırıl pırıl, balıklar eşliğinde yüzmenize izin veren bir koydu. Karaada’da bizi bekleyen bir mağara vardı. İçinde termal su kaynayan bir mağara… Mağarada bulunan çamurun cilt hastalıklarına iyi geldiği söyleniyormuş. Daha da önemlisi, güzelliği ile ünlü Kleopatra’nın güzelliğinin de bu çamurdan geldiği rivayet ediliyormuş. Biz de mağaraya girelim, çamurumuzu alıp çıkalım istedik ancak ilk denemede başarılı olamadık. Çünkü mağaranın derinliklerine ilerledikçe gün ışığı yerini karanlığa bıraktı ve hiçbir şey göremediğimizden ilerleyemedik. Sonra şansımıza, hazırlıklı gelmiş Alman bir grup ellerinde fenerlerle mağaraya girdi; biz de peşlerine takıldık. Fener ışığında gerçekten gizemli bir tur oldu. Mağara çıkışında, sıcak suyun içinde biraz daha takıldık. Maksat güzellik olsun dedik, yüzlerimize çamurlarımızı sürdük. Sonra teknelerimize doluşup turlamaya devam ettik. Deve Plajı’nın da kendine has, hoş bir havası vardı ancak denizin kıyısı pek bana göre değildi. Denizin dibi kalın bir yosun tabakasıyla kaplıydı; ıslak bir halının tüyleri parmaklarıma dolanıyormuş gibi…
Bence tekne turlarının yıldızı kesinlikle Orak Adası’ydı! Yaralı Ceylan’ımıza atladığımız gibi çıktık yola. Beraber tura çıktığımız arkadaşlarımız daha önce buraya gelmişlerdi ve anlattıklarıyla Orak Adası ile ilgili heyecanımızı sürekli tırmandırıyorlardı. Oraya vardığımızda haksız olmadıklarını anladık. Manzaranın büyüsüne kapıldık. Denizin turkuazı o kadar güzeldi ki bir süre bakmaya doyamadık. Kıyısındaki beyaz kumları işi daha da güzelleştiriyordu. Yüzerken bu güzellikle bütünleşmek, bu renklerin bir parçası olduğunu hissetmek gerçekten çok keyifliydi. Gidiniz, görünüz, yaşayınız, tadınız efendim…

bodrum-1-825x600

Hatırladıkça Heyecanlandıran Aquapark Macerası

Aquapark Dedeman Bodrum, Ortakent’te 40.000 m² alan üzerine kurulmuş kocaman bir park ve inanılmaz eğlenceli. Bodrum’un ilk, Türkiye’nin de en büyük su ve eğlence parkıymış; yakışır! Tabi ilk girişte merdivenleri tırmanırken, bir an önce kaydıraklara kavuşmanın heyecanı yerini kısa süreli bir yorgunluğa bırakabiliyor. Merak etmeyin, heyecan galip geliyor. Yer yön duygusu zayıf biri olarak da, şezlonga bıraktığım havlumu ve çantamı tekrar bulabilecek miyim diye düşünmedim değil ama arkadaşlar iyidir! Girişte hoşuma giden özelliklerden biri de parkın yeşillikler arasında kurulmuş olması oldu. Ağaçların altına attıkları şezlonglarla çok hoş bir atmosfer yakalamışlar.

Burada kesinlikle sınırsız eğlenebilirsiniz; tabi bacak kaslarınız sağlamsa! Kaydıraklardan kaydıktan sonra tekrar kaymak için bir tur daha merdiven tırmanmanız gerekiyor. Neyse ki yükselen adrenalin sayesinde enerjiniz bitmiyor ve her defasında o merdivenleri aynı çocuk hevesiyle çıkıyorsunuz. Şansımıza gittiğimiz gün çok bir kalabalıkla karşılaşmadık ve sıra beklemeden eğlencenin tadını çıkardık. Tüm kaydırakları keşfettikten sonra en heyecanlılarından defalarca kaydık. Benim favorilerim, kaymaya başladığın yerle havuza düştüğün yerin aynı olmayışıyla sürpriz yapan Twin Twister, tek başına zifiri bir karanlığa daldığın ve boşlukta hissettiğin Kara Delik (boyut değiştirmek gibi bir şey) ve ilk görüşte insanın üzerinden kaymakta çekineceği diklikteki Kamikaze oldu.

bodrum-3-825x600

Aklım Bitez’de Kaldı

Yüzmek için tekne turları dışında Bitez’e ve Akyarlar’daki Karaincir Plajı’na gittik. İkisinin de kendine has bir havası, çekiciliği vardı. Biz henüz keşfedememiş olsak da, sanırım bu durum Bodrum’un tüm koyları için geçerli. Akyarlar’da denizin duru ve dalgasız hali çok keyifliydi. Oradayken ucundan tırtıkladığım çiğ börek de enfesti!

Bitez’e geldiğimizde ortama hakim olan sakin havaya bayıldım. Plaj kalabalıktı ama yine de hissedilir bir dinginlik vardı havada. Çok yer aramadık, hoşumuza giden ilk kafenin plaj tarafına yerleştik. Dibi kumlu ve hemen derinleşmeyen bir denizi var Bitez’in. Günü burada batırmaya karar verdik. Gün batarken burada denize girmek de ayrı keyifti, renklerin manzarayla buluşması görülmeye değerdi. İlerleyen saatlerde, merkeze dönmeden önce yarım ay şeklindeki kıyı şeridinde bir yürüyüş yaptık. Sahil şeridi boyunca dizilmiş kafelerin ışıkları, Bitez’in dingin havasına eşlik ediyordu. Önünden geçtiğimiz kafelerin birinden gelen sakin caz ezgileri ve yumuşacık bir kadın sesi bizi durdurdu. O an her şey ne kadar da ahenkliydi! Sahnedekiler ara verene kadar dinledik ve sonra yürümeye devam ettik. Özellikle dikkatimi çeken yerlerden biri de büyük hamakları, ahşap salıncakları ve rengârenk, desen desen, basma minderleriyle Okaliptus Bar oldu. Denizin kenarında, ağaçların altında minderlere uzanıp soğuk bir şeyler içmek için oldukça zevkli bir mekân. Ben Bitez’i çok sevdim; bir sonraki Bodrum ziyaretimde kesinlikle birkaç gün burada kalacağım!

Bodrum Geceleri

Bizim gecelerden anladığımız biraz farklıydı tabi. Bir Halikarnas, bir Catamaran gezmek yerine konserlere gittik, yetmediği yerde sokaklarda kendimiz çalıp kendimiz eğlendik. Hatta ufak çaplı bir hayran kitlesi bile edindik!

Daha tatil için Bodrum’a gelmeye karar verdiğimiz ilk gün, neler yaparız diye düşünmeye başlamıştık. Bodrum Antik Tiyatro’da MFÖ ve Duman konserleri olduğunu görünce aldık biletlerimizi. Antik tiyatro ortamında iki konser de çok güzeldi. Benim buradaki yıldızım MFÖ oldu! Sahnede harikalardı; bayılıyorum bu üç adama! Ruhumuzu besledik, geceye devam ettik. Konserden sonra tekrar merkeze gittik ve Halikarnas tarafına doğru yürürken Mavi Bar afişini gördük. Bora Uzer Mavi Bar’da! Biz de soluğu orada aldık tabi. Kesinlikle çok keyiflidir, tavsiye ederiz efendim. Mavi Bar, Bodrum’un eskilerindenmiş; bence de müptelası olunası bir yerdi.

Başka bir akşam Bodrum çarşının hemen girişindeki kalabalık sokağa girelim dedik. İçerisi metrobüs gibiydi, adımınızı attığınız an kendinizi ortalarda buluveriyorsunuz. Biz de ne yapalım, köprüden önce son çıkışı bulana kadar ortama ayak uydurduk ve bir yandan dans edip bir yandan yürüyerek sokağın diğer tarafından çıktık. Gecenin ilerleyen saatlerinde, sokakların biraz daha sakinleştiği vakitlerde kendimiz çalıp kendimiz söylemek üzere bir köşeye yerleştik. Yavaş yavaş dinleyenimiz, alkışlayanımız, istek yapanımız çoğaldı. Bazı istekleri karşılayamasak da bence herkes memnun ayrıldı. Sonraki gün aynı saatte aynı köşede buluşmak üzere sözleştik ve dağıldık. Bol keyifli ve kazançlı bir performans oldu! Sonraki gün biz gidemedik, bu yazı vasıtasıyla gitmiş olanlardan özür dilemiş olayım.

bodrum-2-825x600
Başta da söylediğim gibi yetmedi bana bu tatil, tadı damağımda kaldı… Ben gittikten sonra, “Daha önce niye gelmemişim ki?” dedim. Siz de henüz Bodrum’u görmediyseniz, tatil planı yaparken bu yazdıklarım aklınıza gelsin. Benim içinse burada daha keşfedilecek çok koy, yürünecek çok sokak var. Bir sonraki buluşmamıza kadar kendine iyi bak Bodrum!

Çağla Açıkgöz

Yorumlar